
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI'NDA HZ. İSA
VE HZ. MEHDİ GERÇEĞİ
SONUÇ
Kitabın başından bu yana açıklanan tüm
deliller, 13. yüzyılın büyük müceddidi Bediüzzaman Said Nursi’nin,
Hz. İsa'nın yeniden yeryüzüne gelişi ve Hz. Mehdi'nin ortaya çıkışı
konusundaki kesin kanaatlerini ortaya koymaktadır.
Bediüzzaman'ın Hz. İsa ve Hz. Mehdi ilgili
tüm bu açıklamaları çok açık ve detaylıdır. Bediüzzaman bu açıklamalarında
Hz. İsa'nın yeryüzüne geldiğinde gerçekleştireceği faaliyetlerden,
Deccal ile olan mücadelesinden pek çok detay vererek bahsetmiştir.
Aynı şekilde Hz. Mehdi'nin özelliklerini de ayrıntılı olarak tarif
etmiş; kendisi de dahil olmak üzere, daha önce yaşamış olan hiçbir
müceddidin yerine getiremediği ve ancak Hz. Mehdi'nin gerçekleştireceği
birtakım faaliyetler olduğunu belirtmiştir. Bediüzzaman'ın açıklamalarında
Hz. Mehdi ile ilgili olarak vermiş olduğu tüm bu bilgiler Kuran
ayetleriyle, hadislerle ve İslam alimlerinin açıklamalarıyla da
mutabıktır.
Bediüzzaman bu izahlarıyla, kendisine Mehdilik
iddiasıyla yaklaşan kimselere “Mehdi olmadığını
ve neden olamayacağını” yaptığı sayfalar dolusu izahlarla
açıklamıştır. “Hz. Mehdi'nin seyyid olduğunu, tüm dünyaya
hakim olacağını, İslam birliğini sağlayacağını, Hıristiyan dünyasıyla
ittifak yapacağını, Hz. İsa'yla birlikte namaz kılacaklarını, Deccal'i
yenilgiye uğratacağını ve Kuran ahlakını tüm dünyada yerleşik kılacağını”
ayrıntılı olarak anlatmıştır. Bediüzzaman seyyid değildir ve kitap
boyunca da açıklandığı gibi, bu konuyu eserlerinde pek çok kez dile
getirmiştir. Hatta Peygamberimiz (sav)'in hadisleri doğrultusunda,
seyyid olan kişinin seyyidliğini gizlemesinin İslam ahlakına uygun
olmayacağını açıklayarak, bu sözünün doğruluğunu bir kez daha ve
delil göstererek ifade etmiştir. Bunun yanı sıra Bediüzzaman yaşadığı
dönemde “tüm Müslümanları tek bir çatı
altında toplayarak İslam birliğini oluşturmamış; tüm inananların
başkumandanı ve halifesi (lideri) vasfını taşımamıştır”. “Tüm
dünyaya adalet ve hakkaniyet getirmemiş”, “İslam ahlakını
tüm yeryüzüne hakim kılmamıştır”. Hakim”
vasfına sahip olmamış”, “tüm İslam alimlerinin, Peygamberimiz
(sav)'in soyundan gelen seyyidlerin ve tüm Müslümanların desteğini
almamıştır.” Hayatını Kuran ahlakının tebliğine adamış,
bu uğurda her türlü fedakarlığı göze almış ve çok büyük bir iman
hizmeti vermiştir. Yaşadığı yüzyılın müceddidi olarak üstlendiği
görevi en güzel ve en şerefli bir şekilde yerine getirmiştir. Ancak
onun tebliği kuvvet ve hakimiyet içerisinde değil, maddi ve manevi
açıdan gayet zor şartlarda ve benzersiz sıkıntılar içerisinde geçmiştir.
Hakim konumunda olmamış; aksine baskı altına alınmış, ömrünü esaret,
maddi sıkıntılar ve zorluklar altında geçirmiştir. Sayıldığı gibi
geniş bir kesimin desteğini almamış; aksine çeşitli haksızlıklara
uğramış, eziyetlere tabi tutulmuş, yaşamının büyük bölümünü hapis
ve sürgün gibi şartlar altında sürdürmüştür. Yukarıda sayılan imkanların
ve yerine getirilecek olan sorumlulukların ise, kendisinden sonraki
yüzyılın müceddidi olarak Hz. Mehdi’ye nasip olacağını bildirmiştir.
Tüm bunların yanı sıra Bediüzzaman “En
büyük müceddid”, “en büyük müçtehid” de olmamış,
“hüküm vermeye en yetkili kişi olarak mezhepleri kaldırmamış
ve kendi mezhebinin sahibi olmamıştır”. Bediüzzaman
İmam Şafi’yi mezhep imamı olarak kabul ederek, bir başka mezhep
kurucusuna tabi olmuş ve hayatının sonuna kadar bu mezhebin gereğini
uygulamıştır. Bediüzzaman eserlerinde bu durumu pek çok kez ifade
etmiştir:
“Evvelâ: Ben Şafiî’yim...”
(Emirdağ Lahikası, s. 38)
“... hem hususî Şafiîce ibadetime.”
(Büyük Tarihçe-i Hayat, s. 202)
“Yalnız bu kadar var. Ben Şafiîyim...”
(Büyük Tarihçe-i Hayat, s. 206)
“Hattâ Şafiî mezhebinde olduğu için...”
(Emirdağ Lahikası, s. 573)
Oysa ki Bediüzzaman'ın da risalelerde vurguladığı
gibi, Hz. Mehdi tüm mezhepleri kaldıracak ve tüm mezheplerin üstünde
olacaktır. O, bir başka mezhep imamına uymayacak; tüm inananlar,
hüküm verme yetkisine sahip “en büyük müceddid” ve
“en büyük müçtehid” olarak
ona tabi olacaklardır.
Bediüzzaman tüm bu gerçekleri eserlerinde
detaylı olarak dile getirmiş ve bu şekilde kendisinin Hz. Mehdi
olmadığını delilleriyle birlikte açıkça ortaya koymuştur. Bediüzzaman
Mehdi olmadığını ve Hz. Mehdi'nin özelliklerini taşımadığını binlerce
harften, yüzlerce cümleden oluşan ifadeleriyle açıkça ifade etmişken,
bunların doğru olmadığını, aslında tam tersini söylemek istediğini
öne sürmek büyük bir hatadır. Zira Bediüzzaman, Mehdi olmadığını
ispatlamak için bunların dışında daha ne kadar özellik sayabilirdi?
Mehdi olmadığını yüzlerce sayfa boyunca açıklaması yeterli değil
midir? Tüm Müslümanlar için bir hidayet önderi olan böylesine değerli
bir İslam alimi, doğru olmayan bir konu için neden bu kadar cümle,
bu kadar kelime ve bu kadar sayfa yanıltıcı açıklama yazsın? Allah’tan
çok korkan, bu konuda bu kadar hassas olan bir insanın Mehdi olmadığını
söylemek için “180 MADDELİK”
bu kadar kapsamlı bir yalan söylediğini iddia etmek hiçbir vicdanın
kabul etmeyeceği bir yaklaşımdır. Bediüzzaman'ın sadece “Ben
Mehdi değilim” demesi, bu konunun anlaşılması için
yeterli olmalıydı. Bu açık beyanına rağmen, Bediüzzaman'a karşı
böyle bir yaklaşımda bulunmak, onun gerçekte doğruları söylemediğini
ve insanları yanılttığını iddia etmektir ki, bu da böylesine değerli
bir İslam büyüğüne yöneltilen büyük bir iftira ve büyük bir bühtan
olur.
Üstelik böyle bir durumda, Bediüzzaman'ın
ahir zaman ile ilgili diğer tüm izahları da şüpheli bir konuma sokulmaktadır.
Çünkü Hz. İsa ve Hz. Mehdi ile ilgili açıklamalarının batıni anlamları
olduğu iddiası, Bediüzzaman'ın ahir zamana ilişkin diğer sözlerinin
de batıni manaları olduğu anlamına gelir. Böyle bir durumda da bir
süre sonra Risale-i Nur’un tamamı bu hale getirilir ve Bediüzzaman'ın
tüm eserleri gerçek manasından ve hikmetinden giderek uzaklaşır.
Oysa ki Risale-i Nur bir Kuran tefsiridir. Tefsirin tefsiri olmaz.
Bediüzzaman'ın herkes tarafından açıkça anlaşılan sözlerine gerçeğinden
farklı, zıt anlamlar verilerek yapılan bu tür bir tefsir anlayışı
son derece sakıncalıdır.
Risale-i Nur, her insanın okuyup anlayabileceği
kitaplardır. Bediüzzaman, sözlerine gizli anlamlar yüklememiş; düz
bir anlatımla anlatmak istediklerini açıkça ifade etmiştir. Ancak
buna rağmen “batıni tefsir” adı altında Bediüzzaman'ın
sözlerine farklı anlamlar yükleyerek, belki de binlerce insanın
30-40 yıldan beri yanlış yönlendirilmesine neden olmak, elbette
ki büyük bir sorumluluktur.
Hz. Mehdi'nin gelişi tüm Müslümanlar için
büyük bir müjdedir. Peygamberimiz (sav) bir hadis-i şerifinde “Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş’ten
ve Ehl-i Beyt’imden bir kişidir. (Kitab-ul Burhan
Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s.13) şeklinde buyurmaktadır.
Ancak bu konuda ‘batıni tefsir’ mantığıyla yapılan yanlış
yorumlarla, bu büyük müjdenin yolu kapatılmaya çalışılmıştır. Kuran
ayetlerindeki Hz. İsa'nın gelişiyle ilgili haberler ve Peygamberimiz
(sav)'in hadislerindeki Hz. Mehdi'nin ortaya çıkışıyla ilgili verdiği
müjdeler adeta yok edilmek istenmiştir.
Bediüzzaman Said Nursi, yaşadığı dönem
boyunca İslam dünyası ve Müslümanlar adına eşsiz hizmetlerde bulunmuş,
yazdığı eserlerle tüm Müslümanlara doğru yolu bulmalarında ışık
tutmuştur. Hiç şüphesiz ki bir asrın müceddidi olmuş böylesine büyük
bir mütefekkirin Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelişini müjdelediği sözleri
de aynı şekilde Müslümanlara yol göstermekte ve doğruyu bulmalarına
vesile olmaktadır.
Bediüzzaman'ın da açıkladığı, tüm İslam
alemi için büyük müjdeler içeren bu olaylar, Allah’ın izniyle
ahir zamanda Hz. Mehdi vesilesiyle yaşanacaktır. İslam ahlakının
bu mutlak galibiyeti, Rabbimiz'in Kuran’da 1400 sene önce
bildirdiği bir gerçektir. Ayetlerde bu müjde şöyle haber verilmektedir:
Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı)
bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle
gönderen O'dur. (Tevbe Suresi, 33)
Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha
var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve yakın bir fetih. Müminleri
müjdele. (Saff Suresi, 13)
Ve onlardan sonra sizi
o arza mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden
korkana ait (bir ayrıcalıktır). (Peygamberler) Fetih istediler,
(sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti. (İbrahim
Suresi, 14-15)
Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman,
Ve insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde,
hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü
O, tevbeleri çok kabul edendir. (Nasr Suresi, 1-3)
Rabbimiz ayetlerinde “asla vaadinden
dönmeyeceğini” ise şöyle bildirmektedir:
(Bu,) Allah'ın va’didir; Allah,
vadinden geri dönmez. Ancak insanların çoğu bilmezler. (Rum Suresi,
6)
... Allah'tan daha çok ahdine vefa
gösterecek olan kimdir?... (Tevbe Suresi, 111)
Allah'ı, sakın elçilerine verdiği
sözden dönen sanma... (İbrahim Suresi, 47)
Allah, “İslam ahlakını tüm dünyaya hakim kılacağını,
inanan kullarını güç ve iktidar sahibi kılacağını”
vadetmiş ve bu vaadinin kesin olduğunu bildirmiştir. Peygamberimiz
(sav)'in hadislerinde, bütün büyük İslam alimlerinin ve Bediüzzaman'ın
sözlerinde de bu duruma “Hz. İsa ile Hz. Mehdi'nin vesile olacakları”
belirtilmiştir. Rabbimiz'in bu vaadi doğrultusunda İslam ahlakı
bir gün mutlaka hakim olacak ve bir kişinin Müslümanların önderliğini
üstlenmesi gerekecektir. Bediüzzaman böyle dünya çapında bir hakimiyetle
karşılaşmamış ve tüm dünya Müslümanlarının liderliğini üstlenmemiştir.
İslam dünyasının başında, tüm Müslümanları biraraya getirecek şekilde
bir lider uzun süredir yoktur. Müslümanların bu ilk lideri, 1400
senedir müjdelendiği gibi Hz. Mehdi olacaktır. Yeryüzünden zulmü
ve karanlığı kaldıracak, İslam ahlakının güzelliğinin tüm insanlar
tarafından yaşanmasına vesile olacaktır. Bediüzzaman da kitap boyunca
yer verilen sözlerinde bu gerçeği dile getirmiş ve tüm Müslümanları
bu büyük hidayet önderinin gelişiyle müjdelemiştir.
Peygamber Efendimiz (sav) de hadislerinde
bu önemli değişime vesile olacak olan Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelişlerini
şöyle haber vermiştir:
Nefsim kudret elinde olan Allah'a
yemin ederim ki, Meryem oğlu İsa'nın adalet sahibi olarak inmesi
yakındır... (Buhari, Kitabü'l-Büyu': 102, Mezalim:
31, Enbiya 49; Müslim, İman: 242 (155); Ebu Davud, Melahim: 14 (4324);
Tirmizi, Fiten: 54 (2234))
Nefsim kudretinde olan Allah’a
yemin ederim ki, Hz. Mehdi'nin babası Kureyşi’dir. Eğer istenseydi
onu en son ceddine (soyuna) kadar sayardım,
çünkü Hz. Mehdi, İslam’ın sonu olacaktır” (El-Kavlu’l
Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, Beklenen Mehdi'nin Alametleri,
s. 25)
Kuran ayetlerinde, Peygamberimiz (sav)'in
hadislerinde, İslam alimlerinin ve Bediüzzaman'ın sözlerinde verilen
tüm bu müjdeler çok açıktır. Ancak buna rağmen, Hz. İsa'nın gelişinden
ve Hz. Mehdi'nin ortaya çıkışından şüphe duyup tedirginliğe kapılanlar
(ki bu çok büyük bir yanılgıdır) olabilmektedir. Kuran’da
da, Allah’ın müminlere önderlik edecek bir elçi göndermesinden
şüphe duyan kimseler olabileceği haber verilmiştir. Bir ayette “Hz. Yusuf’tan sonra peygamber
gelmeyecek” diyen kimselerin örneği şöyle bildirilmektedir:
"Andolsun, daha önce Yusuf da size
apaçık belgeler getirmişti. O ZAMAN SİZE GETİRDİKLERİ HAKKINDA KUŞKUYA
KAPILIP DURMUŞTUNUZ. Sonunda o, vefat edince, demiştiniz ki; "ALLAH,
ONDAN SONRA KESİN OLARAK BİR ELÇİ GÖNDERMEZ." İşte Allah, ölçüyü
taşıran, şüpheci kimseyi böyle saptırır." (Mümin Suresi, 34)
Bediüzzaman ise, bu tür şüphelere kapılan
kimselerin böyle bir yanılgıya düşmelerinin nedenlerini şöyle açıklamıştır:
Kıyamet alâmetlerinden ve âhir zaman vukuatından
(olaylarından) ve bâzı a'malin (amellerin) fazilet ve sevablarından
bahseden ehâdîs-i şerife (hadisler) güzelce anlaşılmadığından, AKILLARINA
GÜVENEN BİR KISIM EHL-İ İLİM (ilim sahibi kişiler), ONLARIN
BİR KISMINA ZAÎF (zayıf) VEYA MEVZU
(uydurma hadis) DEMİŞLER. İMANI ZAYIF VE ENANİYETİ
KAVİ (kendini şiddetli şekilde beğenen) BİR
KISIM DA, İNKÂRA KADAR GİTMİŞLER. (Sözler, s. 355)
Bediüzzaman'ın bu açıklamasına göre;
- hadislere yanlış yorumlar yapılması ve
aktarılan bilgilerin doğru anlaşılmaması,
- iman zafiyeti ve
- enaniyet
bazı kimselerin bu gerçekleri reddetmelerine
neden olabilmektedir. Hiç şüphesiz iman zafiyeti ve enaniyet, her
müminin titizlikle kaçınması gereken eksiklik ve kötülüklerdir.
Ancak her ne sebeple olursa olsun, Hz.
İsa ve Hz. Mehdi'nin gelişinin herhangi bir şekilde tevil edilmesinin
ve bu konudaki gerçeklerin üzerinin örtülmesinin, ileride bir mahcubiyet
konusu olabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Hz. İsa ve Hz.
Mehdi tüm inananların şevkle beklediği müjdelenmiş şahıslardır.
Bu şahısların gelişlerini beklemek ve bu tarihi olayı müjdelemek
her Müslümanın görevidir.
Allah kaderde Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin
İslam ahlakını hakim etmelerini takdir etmiştir. İnşaAllah Rabbimiz
bu büyük müjdenin gerçekleştiğini yakın gelecekte müminlere gösterecektir.
|