
DECCAL'İN HZ. İSA VE HZ. MEHDİ'NİN
TANINMASINI ENGELLEMEK İÇİN İZLEYECEĞİ YÖNTEMLER
hir
zaman, din ahlakının gereği olan dürüstlüğün, adaletin, ihtiyaç
içinde olanın korunmasının, mazlumların haklarının gözetilmesinin,
sadaka vermenin, merhametli ve hoşgörülü olmanın gittikçe azaldığı
bir dönemdir. Bu erdemlerin yerini yalan, sahtekarlık, acımasızlık,
geçimsizlik, bencillik, saldırganlık almıştır. Yardımsever olmanın
bir tür saflık olarak algılandığı, dürüst olmanın gereksiz, merhametli
ve yumuşak huylu olmanın garip karşılandığı, adaletin sağlanmadığı,
zulmün ve haksızlığın yaygınlaştığı böyle bir ortamda insanlar neyin
iyi neyin kötü, neyin doğru neyin yanlış olduğunu ayırt etmekte
zorlanırlar.
İyi ve kötünün hangi değerlere, hangi kıstaslara göre belirlendiği
son derece önemlidir. Eğer insanlar kişisel menfaat ve değer yargılarına
göre iyi ve kötüyü belirleyecek olurlarsa bu büyük bir karmaşaya
neden olur. Zira insanların gerçek iyiliği bulmaları ancak Kuran
ahlakına uygun olarak düşünmeleri ve vicdanlarına uyarak yaşamaları
ile mümkündür. Ahir zamanda ise insanların Kuran ahlakından uzaklaşmış
olmaları, iyiyle kötüyü karıştırmalarına ve böylece doğru olandan
uzaklaşmalarına neden olacaktır.
Kuşkusuz ki bu durum Deccal'in mücadelesinde oldukça önemli bir
rol oynayacaktır. Din ahlakına uygun olmayan sistemlerin ve ideolojilerin
ana savunucusu ve destekleyicisi konumundaki Deccal, ahir zamanın
bu bozuk ortamından kuvvet bulacak ve insanların büyük çoğunluğunun
kendi telkinleri doğrultusunda hareket etmesini sağlayacaktır. Bu
nedenle, Deccal'in insanları doğru yoldan ayırmak, Hz. İsa ve Hz.
Mehdi'nin tanınmamasını sağlamak için hangi yöntemlere başvurabileceğinin
deşifre edilmesi son derece önemlidir. Bu bölümde bu yöntemler ele
alınacaktır. Temennimiz, bu bilgilerin insanları Hz. İsa yeniden
dünyaya geldiğinde ve Hz. Mehdi ortaya çıktığında Deccal'in aldatmacalarına
kapılmaktan alıkoymasıdır.
Deccal'in İnsanların Büyük Kısmını Etkisi Altına
Alması, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin Tanınmasını Engelleyecektir
"Deccal'in tabileri (ona uyanlar) çoktur.
Kendisine birçok kimse iltihak eder (katılır)."104
hadisiyle haber verildiği gibi, Deccal ortaya çıktığı zaman, kendisine
pek çok kişinin uymasını sağlayacaktır. Bir başka hadiste ise; "Muhakkak
ki o, Harem (Mekke-Medine) ile Beyt-i Mukkaddes dışında yeryüzünün
tümüne galip olacak..."105
sözleriyle bu durum haber verilmiştir. Ayrıca, mecazi anlatımlar
kullanılan bazı hadislerde de Deccal'e çok fazla sayıda insanın
uyacağına ve kurduğu sistemin oldukça güçlü olacağına dair işaretler
yer almaktadır. Bediüzzaman Said Nursi, Deccal ile ilgili hadisleri
açıklarken Deccal'in kurduğu din ahlakına uygun olmayan sistemin
büyüklüğüne dikkat çekmektedir. Bediüzzaman açıklamalarında hadislerdeki
işaretlerin, "Deccal'in iktidar ve icraatının büyüklüğünü"
ifade ettiğini söylemektedir. Peygamberimiz (sav)'in hadislerindeki
işaretlere göre, materyalist ve ateist bir dünya oluşturmak isteyen
Deccal, kendisinin sözde ilahlığını ilan edecek ve insanların büyük
bir kısmını da sahte telkinleri ile aldatacaktır. Deccal'in desteklediği
materyalist ve ateist ideolojilerin yalanlarına aldanan insanlar,
din ahlakından uzaklaşacak ve toplumlarda ahlaki çöküntü ve dejenerasyon
başgösterecektir. Bununla birlikte, sayıca az da olsalar Hz. Mehdi
ve beraberindeki müminler Deccal'e karşı büyük bir fikri mücadele
içinde olacaklardır. Deccal'in gerçek yüzünün farkında olanların
sayıca az olduklarını Bediüzzaman şu şekilde ifade etmektedir:
Gaybı ancak Allah bilir. Bu hadisin
bir tevili şu olmak gerektir ki: İsa Aleyhisselam'ı nur-u iman (imanın
ışığı) ile tanıyan ve tabi olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidinin
kemiyeti (cehd eden ruhani cemaatinin sayısı), Deccal'in mektepçe
ve askerce ilmi ve maddi ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına
işaret ve kinayedir.106
"...Deccal'ın mektepçe ve askerce ilmi ve maddi
ordularına...": Bediüzzaman bu sözüyle Deccal'in destekçisi
olan dinsiz güçlerin hem eğitim kadroları, hem askeri güç, hem
de maddi açıdan çok güçlü olacaklarını belirtmektedir.
"...cemaat-ı ruhaniye-i mücahidinin...": Bediüzzaman
bu ifadeyle Hz. İsa ve ona tabi olan topluluğun Deccal'e karşı
fikri bir mücadele içinde olacağını belirtmektedir. Bu topluluk
güzel ahlakı yaymak için büyük bir çaba sarf edecek, ihlasla Allah
yolunda çalışacaktır. Bediüzzaman'ın burada kullandığı "ruhani"
ifadesi ise bu topluluğun samimi iman etmiş, olayların görünen
yönlerinin yanı sıra batıni yönlerini de yaşayan bir topluluk
olduğunu ifade etmektedir.
Bediüzzaman Said Nursi'nin Deccal'e uyanların sayıca çok olduğunu
ve Deccal'in geniş imkanlara sahip olacağını ifade eden sözlerinden
bir diğeri ise şu şekildedir:
Hazret-i İsa (A.S.) Deccal ile mücadelesi
zamanında, on arşın yukarıya atlayıp sonra kılıncı onun dizine yetiştirebilir
derecesinde, vücudca o derece Deccal'ın heykeli Hazret-i İsa'dan
büyüktür, diye meâlinde rivayet var. Demek Deccal, Hazret-i İsa
Aleyhisselâm'dan on, belki yirmi misli yüksek kametli (boylu) olmak
lâzım gelir...
Birinci Cihet: Din-i İsevi'nin hakikisini esas tutan İsevi ruhanilerin
cemaati ve onlara karş? dinsizliği tervice başlayan (geçerli kılan)
cemaat tecessüm (cisim şekline girmek) etseler, bir minare yüksekliğinde
bir insanın yanında bir çocuk kadar da olamaz.107
Bediüzzaman bu açıklamasıyla Peygamberimiz (sav)'in hadislerindeki
işaretler doğrultusunda Deccal'in çevresindeki insanların sayısının,
Hz. İsa'yı destekleyen kimselere oranla çok daha fazla olacağını
belirtmiştir. Bu açıklamaya göre, ahir zamanda samimi dindarların
sayısı, dinsizliği teşvik eden güçlere oranla çok daha az olacaktır.
Hadislerde işaret edildiğine göre, insanların büyük çoğunluğu kimi
zaman cehaletten kimi zaman da dünyevi istek ve tutkuları nedeniyle
Deccal'in sahte telkinlerine kanacak, onun yalanlarına inanacaklardır.
Deccal, ancak imanın insanlara kazandırdığı anlayış ve kavrayışla
tanınabilecek, din ahlakını gereği gibi yaşamayan insanların Deccal'in
gerçek yüzünü görmeleri pek mümkün olmayacaktır. Nitekim, büyük
İslam alimi Bediüzzaman Said Nursi de, "... Halbuki demiştik:
Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden
alınmaz. Hatta o müthiş Deccal dahi çıktığı zaman çokları, hatta
kendisi de bidayeten (ilk başta) Deccal
olduğunu bilmez. Belki nur-u imanın (imanın ışığı) dikkatiyle,
o eşhas-ı ahir zaman (ahir zaman kişileri) tanıyabilir..."108
sözüyle Deccal'in herkes tarafından hemen tanınamayacağını belirtmektedir.
İnsanların Deccal'i tanıyamamaları ve onun sözlerine aldanmaları,
Hz. İsa ve Hz. Mehdi'yi fark edememelerine neden olacaktır. Deccal,
elinde bulundurduğu geniş imkanlarla toplumun büyük bölümünü etkisi
altına alacak, onları istediği şekilde yönlendirecek ve Hz. İsa
ve Hz. Mehdi'den uzak durmalarını sağlayacaktır.
Deccal'in Baskı ve Zulme Dayalı Uygulamaları, İnsanların
Hz. İsa ve Hz. Mehdi'ye Uymalarına Engel Olacaktır
Hadislerin işaret ettiği bir diğer bilgi de, önceki bölümlerde
vurgulandığı gibi, ahir zamanda insanları din ahlakından uzaklaştıran
Deccal'in maddi imkanlarının çok geniş, iktidarının ise güçlü olacağıdır.
Deccal bu güç ve imkanı, müminlerle mücadele etmek için kullanacaktır.
Söz konusu bu mücadele ise çok yönlüdür. Deccal, müminleri manen
zayıflatmaya ve yıldırmaya çalışabileceği gibi, fiziksel olarak
da müminler üzerinde baskı uygulayacaktır. Deccal'in bu yoğun baskısı,
insanların Hz. İsa ve Hz. Mehdi'den uzak durmalarının en önemli
sebeplerinden biri olacaktır. Nitekim Kuran'da, inkar edenlerin
müminlere sözle ve kötü davranışlarla eziyet vermelerinin yanı sıra,
onları fiziksel olarak da zulme uğratabilecekleri bildirilmiştir:
... Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden
ve şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler)
işiteceksiniz... (Al-i İmran Suresi, 186)
Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek
veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı... (Enfal Suresi,
30)
Büyük İslam alimi Said Nursi de sözlerinde Deccal'in gücünün ve
iktidarının şiddete ve baskıya dayalı olduğunu bildirmektedir:
... Deccal, büyük bir baskı ve büyük
bir zulüm ve büyük bir şiddet ve dehşet ile hak ettiklerinden büyük
bir iktidar görünür.109
Deccal'in, İslam dünyasını baskı altına alacağı, salih Müslümanlara
zor ve çetin günler yaşatacağı Bediüzzaman'ın bir başka sözünde
ise şu şekilde açıklanmaktadır:
Ahir zamanın Süfyan ve Deccal gibi nifak
(ikiyüzlülük) ve zındıka (küfür) başına geçecek eşhas-ı müdhişe-i
muzırraları (zarar veren dehşetli şahısları) ... beşerin hırs ve
şikakından (ikiyüzlülüğünden) istifade ederek az bir kuvvetle nev-i
beşeri (insanları) herc-ü merc (darmadağın) eder ve koca Alem-i
İslam'ı esaret altına alır.110
"Ahir zamanın Süfyan ve Deccal gibi nifak ve zındıka başına
geçecek eşhas-ı müdhişe-i muzırraları...": Deccal ve Süfyan
(hadislerde ahir zamanda İslam dünyası içerisinde ortaya çıkacağı
ve Hz. Mehdi'ye karşı mücadele edeceği bildirilen ve Süfyan-ı Deccal
olarak anılan negatif güç) gibi insanlara zarar veren, onları
kötülüğe yönelten ahir zaman şahısları bu dönemde, inkarcıları ve
münafıkları Müslümanların aleyhinde birleştirecek ve onların önderliğini
yapacaklardır.
"... beşerin hırs ve şikakından (ikiyüzlülüğünden)
istifade ederek az bir kuvvetle nev-i beşeri (insanları)
herc-ü merc (darmadağın) eder ve koca Alem-i İslam'ı
esaret altına alır...": Deccal, insanları haktan uzaklaştırmak
için onların hırslarından ve ikiyüzlülüklerinden faydalanacaktır.
Bu yolla yeryüzünde kargaşaya ve fitnelere neden olacaktır. Bu durumdan
en çok etkilenen kitle ise İslam dünyası olacaktır. Deccal, özellikle
Müslümanları hedef alacak ve onlar üzerinde baskı ve şiddet uygulayacaktır.
Hiç şüphesiz Allah'a teslim olup tevekkül edenler, Allah'ın izniyle,
başlarına isabet eden her olayın Allah'ın takdiriyle gerçekleştiğini
ve bunda çok büyük hayırlar olduğunu bilirler. İmanları ve tevekkülleri,
içinde bulundukları şartlar ne olursa olsun güven duygusu içinde
olmalarını sağlar.
Allah'a tevekkül etmeyen, Allah'tan gereği gibi korkup sakınmayan
insanlar için ise Deccal'in oluşturacağı bu ortam bu kimselerin
tedirginlik duyup korkuya kapılmalarına neden olacaktır. Söz konusu
insanlar, böyle bir baskı ortamı karşısında Deccal'in şiddetinden
korkarak, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'den uzak duracak olabilirler. "Eğer
Hz. İsa ve Hz. Mehdi ile birlikte hareket edersek, Deccal'ın şiddetini
üzerimize çekeriz" şeklinde bir korkuya kapılabilirler. Hatta bu
insanlar sadece kendileri onlardan uzak kalmakla yetinmeyip, yakınlarını
ve çocuklarını da Hz. İsa'dan ve Hz. Mehdi'den uzak tutmaya çalışabilirler.
Deccal'in aldatmacası ile din ahlakından uzaklaşan ve samimi dindarlara
karşı düşmanlık besleyen insanların baskısından korkabilirler.
Tarih boyunca yaşamış olan toplumlarda insanların baskı ve zulümden
korkarak, elçilere uymaktan ve hak dini yaşamaktan çekindikleri
Kuran'da da haber verilen bir durumdur. Oysa bu son derece yersiz
bir korkudur. Çünkü Allah, yalnızca Kendisi'nden korkup sakınan,
Kendisi'ne güvenip tevekkül eden kullarını korur ve inşaAllah onları
başarıya eriştirir. Bu gerçek Kuran'da şu şekilde haber verilmiştir:
Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen
O'dur. Öyle ki onu (hak din olan İslam'ı) bütün dinlere karşı
üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile. (Saff Suresi, 9)
Deccal Hakkı Batıl, Batılı Hak Göstererek
Hz. İsa'nın ve
Hz. Mehdi'nin Tanınmasını Engelleyecektir
Deccal kelimesinin sözlük anlamlarından biri de "hak
ile batılı karıştıran, sözü süsleyip batılı hak gösteren"dir.
Deccal'in doğruyu yanlış, yanlışı doğru; iyiyi kötü, kötüyü iyi
gösterdiğine işaret eden hadislerden bazıları şu şekildedir:
Sonra Deccal çıkacak, beraberinde bir
ırmak ve bir ateş bulunacaktır. (Onu inkar edip) Ateşine düşenin
sevabı vacip olacak, (ona iman edip) ırmağına düşenin ise günahı
vacip olacaktır.111
Şüphesiz beraberinde bir cennet ve bir cehennem (diye isimlendirdiği
iki ırmak) bulunması da onun fitnesidir. Aslında cehennemi bir cennet
olup, cenneti de bir cehennemdir...112
Hadislerde de belirtildiği gibi, Deccal'in insanlara iyi olarak
tanıttığı değerler aslında onların kötülüklerine ve hatta felaketlerine
neden olacak şeylerdir; onlara kötü gibi gösterdiği değerler ise
aslında onların iyiliklerine ve menfaatlerine olan şeylerdir. Ne
var ki insanların büyük bir kısmı, olayları Kuran ahlakına ve Peygamberimiz
(sav)'in sünnetine göre değerlendirmedikleri için, Deccal'in kendilerini
iyiliğe çağırdığını sanarak ona tabi olacak ve asıl tabi olmaları
gerekenlerden de yüz çevireceklerdir. Bunun ne kadar büyük bir hata
olduğunu ise, Deccal'in oluşturduğu zulüm ortamı sayesinde anlayacaklardır.
Bu nedenledir ki, Peygamberimiz (sav) insanları uyarmış ve onların
Deccal'in kötü olarak gösterdiği şeyin iyi olduğunu bilerek hareket
etmeleri gerektiğini bildirmiştir:
Deccal çıkar. Beraberinde su ve ateş
vardır. İnsanların su olarak gördüğü yakıcı bir ateştir. İnsanların
ateş olarak gördükleri de soğuk ve tatlı bir sudur. Sizden her kim
bunu idrak ederse ateşi tercih etsin; kendini ateşe atsın. Aslında
o tatlı ve güzel bir sudur.113
Elbette Deccal'in bu hilesini en fazla kullanacağı konu ise, kendince salih müminleri kötülemesi olacaktır. Hz. İsa, Rabbimiz'in Kuran'da övgüyle bahsettiği, dünyada ve ahirette seçkin kılınanlardan olduğunu bildirdiği kutlu bir peygamberdir. Hz. Mehdi ise, adaleti, dürüstlüğü, sabrı, tevazusu, cesareti, güvenilirliği, şefkati, merhameti gibi üstün ahlak özellikleri ile tüm insanlara örnek olan çok mübarek bir şahıstır. Ancak tüm bunlara rağmen, hadislerde işaret edildiğine göre Deccal, bu mübarek insanları ve yaptıkları hayırlı işleri kötü gibi göstermeye çalışacaktır. İnsanları Hz. İsa'ya ve Hz. Mehdi'ye uymaktan alıkoyabilmek için aleyhlerinde olumsuz faaliyetlerde bulunacaktır. Kuran ahlakını yeterince bilmeyen ya da tam anlamıyla yaşamayan insanlar, farkında olmadan Deccal'in aleyhte yürüteceği bu propagandaların etkisi altında kalabilir, Hz. İsa ve Hz. Mehdi hakkında asılsız ve yanlış düşüncelere kapılabilirler.
Deccal bu sonuca ulaşabilmek için, Hz. Mehdi'nin yanında bulunmuş, ancak münafıkane
bir tavır göstererek onun yanından ayrılmış kişilerle de iş birliği
yapabilir. Nitekim münafık karaktere sahip kişilerin, müminlerin
aleyhine faaliyette bulunmak için inkar edenlerle iş birliği yaptıkları
Kuran'da da bildirilen bir durumdur. Hz. Muhammed (sav) dönemindeki
münafıklar, Peygamberimiz (sav) gibi üstün ahlaklı mübarek bir insanla
birarada bulunmalarına rağmen onun yanından ayrılmış ve inananların
aleyhine inkarcılarla iş birliği içerisine girmişlerdir. Ayette
bu kişilerin durumu şu şekilde haber verilmiştir:
Zarar vermek, inkarı (pekiştirmek), müminlerin
arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşanı
gözlemek için mescid edinenler ve, "Biz iyilikten başka bir
şey istemedik" diye yemin edenler (var ya,) Allah onların
şüphesiz yalancı olduklarına şahitlik etmektedir. (Tevbe Suresi,
107)
Bu kişilerin dikkat çekici özelliklerden biri de böylesine çirkin
bir tutum içerisindeyken dahi "iyilik yapmak amacında oldukları"
yalanını söyleyebilmeleridir. Hadislerde işaret edildiğine göre,
Deccal de tıpkı bu münafık karakterli insanlar gibi, yeryüzünde
kötülüğü yaygınlaştırmayı hedeflemesine rağmen insanların iyiliğini
istediğini öne sürecektir. Şüphesiz bu büyük bir yalandır. Samimi
olarak iman edenlerin, Deccal'in din ahlakından uzak bir hayata,
ahlaksızlığa ve kötülüğe olan bu çirkin davetine karşı vereceği
cevap ise açıktır. Ayette şöyle bildirilmiştir:
De ki: "Bize yararı ve zararı olmayan Allah'tan
başka şeylere mi tapalım? Allah bizi hidayete erdirdikten sonra,
şeytanların ayartarak yerde şaşkınca bıraktıkları, arkadaşlarının
da: "Doğru yola, bize gel" diye kendisini çağırdığı
kimse gibi topuklarımız üzerinde gerisin geri mi döndürülelim?"
De ki: "Hiç şüphesiz Allah'ın yolu, asıl yoldur. Ve biz alemlerin
Rabbine (kendimizi) teslim etmekle emrolunduk." (Enam Suresi,
71)
Deccal, İyiliklerini İstiyor Gibi Görünerek İnsanların Hz. İsa ve
Hz. Mehdi'ye Uymalarını Engelleyecektir
Önceki bölümde de anlatıldığı gibi Deccal, hakkı batıl, batılı
ise hak göstererek gerçek yüzünü insanlardan saklayacak ve bu yolla
Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin tanınmasına engel olacaktır. Peygamberimiz
(sav)'in hadislerindeki işaretlere göre, Deccal kendisini insanlara,
onların zarara uğramalarını engellemeye ve onları tehlikelerden
korumaya çalışıyor gibi gösterecektir. Kuran ahlakını yaşamayan
ve kişisel menfaatlerine zarar gelmemesini herşeyden önemli sayan
pek çok insan da Deccal'in bu aldatmacasına kanacaktır. Deccal'in
bu hileli yöntemi sonucunda pek çok insan, kendilerini asıl olarak
kurtuluşa ulaştıracak olanın Deccal olduğuna inanacak ve Hz. İsa
ve Hz. Mehdi'den yüz çevireceklerdir.
Oysaki inkarcıların, insanları kendi taraflarına çekebilmek ve onları müminlerden
uzaklaştırabilmek için böyle bir yöntem kullandıkları Kuran'da da
haber verilmiştir. Örneğin Firavun, tüm acımasızlığına ve mazlum
halka yaptığı tüm zulme rağmen, gerçekte onların iyiliklerini düşünüyor
ve onları korumak istiyormuş gibi görünmeye çalışmıştır. Bu amaçla
insanlara, Hz. Musa'nın çağırdığı yolun onlara zarar vereceğini,
kendisinin ise bu zararı engellemek istediği telkininde bulunmuştur.
Firavun'un bu amaçla halkına yaptığı konuşmalar ve söylediği yalanlar
Kuran ayetlerinde şöyle haber verilmiştir:
Firavun dedi ki: "Bırakın beni, Musa'yı öldüreyim
de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın. Çünkü ben, sizin
dininizi değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından
korkuyorum." (Mümin Suresi, 26)
... Firavun dedi ki: "Ben, size yalnızca gördüğümü
(kendi görüşümü) gösteriyorum ve ben
sizi doğru yoldan da başkasına yöneltmiyorum." (Mümin Suresi,
29)
Dediler ki: "Bunlar herhalde iki sihirbazdır,
sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp-çıkarmak
ve örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek istemektedirler."
(Taha Suresi, 63)
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde bildirildiğine göre ahir zamanda Deccal de, tıpkı Firavun'un toplumunu aldatmaya çalışması gibi, kendisinin insanları doğru yola iletmeye çalıştığını söyleyecektir. İnsanların büyük çoğunluğunu gerçekte onları felaketlerden korumaya çalıştığını iddia ederek aldatacaktır.
Ancak, Deccal'in insanları çağırdığı yol hiç şüphesiz çıkmaz bir yoldur ve onları kurtuluşa değil büyük bir felaket ve azaba yöneltir. Deccal'in kayıp ve zarar gibi gösterdiği şeyler, müminler için büyük bir kazanç ve Allah'ın izniyle hayırdır.
Firavun'un, yakın çevresinin, ona uyanların ve geçmişte benzer tavrı sergileyenlerin
uğradığı son ise, Kuran ahlakına karşı mücadele edenler için büyük
bir ibrettir:
Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin gidiş
tarzı gibi Allah'ın ayetlerini inkar ettiler de, Allah da onları
günahlarından dolayı yakalayıverdi. Şüphesiz, Allah, en büyük
kuvvet sahibidir, sonuçlandırması pek şiddetlidir. (Enfal Suresi,
52)
Deccal'in, Nefislerine Hitap Ederek İnsanları Etkisi Altına Alması,
Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin Tanınmasını Engelleyecektir
Deccal'in insanları aldatmakta kullandığı yöntemlerden biri de
onların "nefislerine ve hevalarına hitap etmesi"dir.
Allah, Kuran'da nefsin insanı kötülüğe sürüklediğini bildirmiş ve
insanlara vicdanlarına uygun hareket etmelerini emretmiştir:
... Çünkü gerçekten nefis,
-Rabbim'in kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü
emredendir. Şüphesiz, benim Rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir.
(Yusuf Suresi, 53)
Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene',
sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan
sakınmayı ilham edene (andolsun). Onu
arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur. Ve onu
(isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma
uğramıştır. (Şems Suresi, 7-10)
Bu nedenle müminler, her zaman vicdanlarının sesine göre hareket
eder ve nefislerini temizleyip arındırmak için çaba gösterirler.
Allah'tan gereği gibi korkmayan insanlar ise nefislerinin isteklerine
göre hareket etmekten çekinmezler. Oysa nefsin yönlendirmesiyle
hareket etmek insanlara sıkıntı ve zorluk getirir. Çünkü nefis insanları
yalan söylemeye, bencilliğe, acımasızlığa, kıskançlığa, kibirli
davranmaya, adaletsizliğe, merhametsizliğe, sevgisizliğe, şirke
ve hatta inkara yöneltebilir. Geçmişte gönderilmiş peygamberlere
de pek çok insan bu nedenle itaat etmemiş, peygamberlerin onları
davet ettiği yol bu insanların nefislerine zor gelmiştir. Bu gerçeği
Allah bir ayette şu şekilde bildirmektedir:
Yahut: "Onda bir delilik var" mı diyorlar? Hayır,
o, onlara hak ile gelmiş bulunmaktadır
ve onların çoğu hakkı çirkin karşılıyorlar. (Müminun Suresi,
70)
Peygamberimiz (sav)'in hadislerde işaret ettiğine göre, ahir zamanda Deccal de insanların bu yönünü kullanacak ve bu yolla kendisine taraftar toplamaya çalışacaktır. İnsanların nefislerine hitap ederek onları dilediği gibi yönlendirebilecektir. Ahir zamanda insanların büyük çoğunluğunun din ahlakından uzaklaşmış olduğu da göz önünde bulundurulursa, Deccal'in insanların nefislerine uygun hareket etmesinin nasıl bir sonuç meydana getirebileceği daha iyi anlaşılacaktır. Deccal, insanların sadece kendi menfaatlerini düşünecekleri, kendi çıkarları için adaletsizlik yapabilecekleri, yalan söyleyebilecekleri, zayıf ve güçsüz olanları diledikleri gibi ezebilecekleri, dünyevi güzellikleri hırsla tüketebilecekleri ortamlar meydana getirecektir. Dahası çeşitli mazeretlerle insanlara bunların hepsini sözde meşru ve makul gösterecektir. Gayri meşru ilişkilere, içkiye, uyuşturucuya, dejenere bir hayata özendirerek bu ahlaksızlıklara eğilimi olan insanları istediği şekilde yönlendirecektir. Böylece, din ahlakından uzak insanlar Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin kendilerini çağırdığı hak yola uymaktansa, Deccal'in kendilerini yönlendirdiği kötülüklerin peşinden gideceklerdir.
Oysaki insanların yalnızca nefisleri doğrultusunda hareket etmeleri, tüm insanlığa
büyük bela ve felaket getirecek bir sistemi de beraberinde getirir.
Rabbimiz Kuran'da, insanların heva ve heveslerine yani nefislerine
uymaları durumunda herşeyin bozulmaya uğrayacağını bildirmiştir:
Eğer hak, onların
heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler,
yer ve bunların içinde olan herkes (ve herşey) bozulmaya uğrardı.
Hayır, Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz,
fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar. (Müminun Suresi,
71)
Gönderilen tüm elçiler ise insanları heva ve heveslerinden sakınmaya
ve yalnızca Allah'ı razı edecek güzel davranışlarda bulunmaya çağırmışlardır.
Ayette peygamberlerin, toplumun hevalarına uymayacakları şöyle bildirilmiştir:
De ki: "Ben, sizin Allah'tan başka tapmakta
olduklarınıza tapmaktan nehyedildim." De ki: "Ben sizin
heva (istek ve tutku)larınıza uymam; yoksa bu durumda ben şaşırıp
sapmış ve doğru yolu bulmamışlardan olurum." (Enam Suresi,
56)
Hz. İsa ve Hz. Mehdi de geldiklerinde, din ahlakından uzaklaşmış
olan insanların isteklerine, amaçlarına ve taleplerine göre değil,
yalnızca Allah'ın rızasına uygun olarak davranacaklardır. Kuran'da
"Gerçekten sen onları dosdoğru olan bir yola çağırıyorsun.
Ancak ahirete inanmayanlar, şüphesiz yoldan sapanlardır."
(Müminun Suresi, 73-74) ayetleriyle buyurulduğu gibi, bu mübarek
şahısların insanları çağırdığı yol doğru olan yoldur. Ancak insanların
büyük çoğunluğu bu mübarek şahısların üstünlüklerini vicdanen kavrayacakları
halde, nefislerinin etkisinde kalarak bu durumu anlamazlıktan gelecek
ve Deccal'in kendilerini çağırdığı menfaatlerin peşi sıra gideceklerdir.
Hz. İsa'yı ve Hz. Mehdi'yi kabul etmemek, onlara destek olmamak
ve onlardan uzak durabilmek için ise çeşitli bahanelerin ardına
sığınacaklardır. Hz. İsa ve Hz. Mehdi'ye uymamak için bahane arayan
bu gibi insanların yardımcısı ise yine Deccal olacaktır. Deccal,
aradıkları bahaneleri insanlara hazır olarak sunacak, onlara bu
durumu daha da kolaylaştıracaktır. İnsanların isteklerine ve onların
nefislerine uygun şekilde davranacağı için nefisler Deccal'i sevecek
ve onun sunduğu bahanelere severek uyacaklardır. Deccal'i nefsen
sevecekleri için, ahlaken sevmeye gerek duymayacak ve asıl tabi
olmaları gereken Hz. İsa ve Hz. Mehdi'den yüz çevireceklerdir.
Deccal, İnsanlara Vesveseler Vererek Hz.
İsa ve Hz. Mehdi'nin
Tanınmasını Engelleyecektir
Hadislerde bildirildiğine göre, Deccal'in hilelerinden biri de insanlara sinsice vesveseler vermesi, bu yolla onların akıllarını karıştırmasıdır. Deccal, insanların yersiz şüpheler duymalarını ve bu nedenle de Hz. İsa ve Hz. Mehdi geldiklerinde onlara uymakta tereddüte kapılmalarını sağlayacaktır. Oysa Hz. İsa, Rabbimiz'in Katında seçkin ve onurlu kılınmış mübarek bir peygamberdir. Güçlü Allah korkusu ve derin imanının nuruyla, görenlerin diğer insanlara kıyasla çok üstün bir şahısla karşı karşıya olduklarını anlayacakları kutlu bir peygamberdir. Samimiyetle bakanların onu tanımak konusunda kalplerinde Allah'ın izniyle hiçbir şüphe oluşmayacaktır. Hz. Mehdi ise, Allah'ın ahir zamanda insanların hidayetine vesile olmakla şereflendirdiği çok üstün ahlaklı ve mübarek bir kimse ve tüm insanlar için bir hidayet önderidir. Gördüklerini vicdanıyla değerlendiren her insan, Allah'ın dilemesiyle Hz. Mehdi'nin Rabbimiz'in özel olarak görevlendirdiği kutlu bir insan olduğunun farkına varacaktır. Buna rağmen derin imana sahip olmayan, Allah'tan gereği gibi korkmayan ya da münafıkane bir karakter taşıyan kimseler ise, Deccal'in ve taraftarlarının vereceği vesveselerin de etkisiyle, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'yi tanıyamayacak, bu mübarek insanların yanında yer almakta tereddüt edeceklerdir.
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde Deccal'in insanları vesvese ve şüpheye
düşürerek kandıracağı şu şekilde haber verilmiştir:
Her kim Deccal'in çıktığını işitirse ondan uzaklaşsın.
Allah'a yemin olsun ki kişi kendini mümin zannederek (kendine güven
içerisinde) onun yanına gider ve Deccal'in şüphelendirmesiyle onu
takip eder.114
Deccal'in çıktığını işittiğinizde ondan kaçınız. Çünkü bir adam
onu reddetmek niyetiyle yanına gelir, fakat ona tabi olup kalır.
Zira Deccal ile beraber kalpleri vesveselendiren çok şeyler vardır.115
Peygamber Efendimiz (sav) Müslümanları Deccal'in özellikle bu yönüne
karşı uyarmıştır. Deccal'in söz konusu özelliği, şeytanın sapkın
karakteri ile büyük bir benzerlik göstermektedir. Allah, şeytanın
insanları vesvese ve kuruntularla aldatmaya çalıştığını Kuran'da
şöyle haber vermiştir
"Onları -ne olursa
olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim...
(Nisa Suresi, 119)
(Şeytan) Onlara
vaatler ediyor, onları en olmadık kuruntulara düşürüyor... (Nisa
Suresi, 120)
Ayetin devamında ise Allah "... Oysa şeytan, onlara
bir aldanıştan başka bir şey vaat etmez." (Nisa Suresi,
120) şeklinde bildirerek şeytanın verdiği bu kuruntu ve vesveselerin
yalnızca boş bir aldanıştan ibaret olduğunu bildirmiştir.
Şeytan gibi, Deccal'in insanlara verdiği vaatler ve kalplerine
düşürdüğü kuruntu ve vesveseler de aynı şekilde geçersiz ve asılsızdır.
Buna rağmen insanların bir kısmı, şeytanın sahte telkinlerine kulak
verdikleri gibi, Deccal'in verdiği vesveseleri de dinleyecek ve
doğru yoldan yüz çevireceklerdir. Kuran'da, şeytanın verdiği kuruntulara
aldanarak salih müminlerle dost olmayan, onları desteklemekten ve
onlarla birlikte olmaktan kaçınan insanların durumu ve bu tavırlarından
dolayı ahirette duyacakları pişmanlık şöyle bildirilmiştir:
(Münafıklar) Onlara seslenirler: "Biz sizlerle
birlikte değil miydik?" Derler ki: "Evet, ancak siz kendinizi
fitneye düşürdünüz, (Müslümanları acıların ve yıkımların sarmasını)
gözetip-beklediniz, (Allah'a ve
İslam'a karşı) kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular yanıltıp-aldattı.
Sonunda Allah'ın emri (olan ölüm) geliverdi; ve o aldaltıcı da
sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak, hatta masumca sizden
görünerek) aldatmış oldu." (Hadid Suresi, 14)
Ayette de haber verildiği gibi, bu kimseler şeytanın aldatmacalarına uymuş ve samimi müminlerin doğru yolda olduklarından, Allah'ın onları muhakkak üstün kılacağından kuşkuya kapılmışlardır. Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde Hz. İsa ve Hz. Mehdi ortaya çıktığında da, benzer ahlaka sahip olan insanların Deccal'in etkisiyle onların hak yoldaki fikri mücadelelerinden kuşkuya kapılıp, onlara şüphe ile yaklaşacaklarına işaret edilmektedir.
Deccal'in, insanların Hz. İsa ve Hz. Mehdi'ye karşı kuşkuyla yaklaşmaları için
vereceği kuruntular ise çok çeşitli olacaktır. Hz. İsa ve Hz. Mehdi'ye
uydukları takdirde menfaatlerinin zarar göreceği, kurulu düzenlerinin
bozulacağı, birtakım maddi kayıplara uğrayabilecekleri ya da toplumun
baskısına maruz kalacakları ve tepkisini çekebilecekleri gibi endişelere
kapılmalarını sağlayacaktır. Deccal'in özelliği, insanların tedirginlik
duyabilecekleri konuları sinsice kullanması ve bu yolla onları dilediği
gibi yönlendirebilmesidir. Kuran'da geçmiş dönemlerde de toplumların,
peygamberlerin tebliğ ettikleri hak dine karşı şüphe duydukları,
akıl dışı kuşkular ve tereddütler nedeniyle onlardan yüz çevirdikleri
haber verilmiştir. Bir ayette şöyle buyrulmuştur:
Dediler ki: "Ey Salih, bundan önce sen içimizde
kendisinden (iyilikler ve yararlılıklar) umulan biriydin. Atalarımızın
taptığı şeylere tapmaktan sen bizi engelleyecek misin? Doğrusu
biz, senin bizi davet ettiğin şeyden kuşku verici bir tereddüt
içindeyiz." (Hud Suresi, 62)
Samimi olarak Allah'a iman eden müminler ise, Allah'ın izniyle,
şeytanın kuruntularına hiçbir zaman kulak vermeyecekleri gibi, Deccal'in
yalanlarından, hilelerinden ve sahte telkinlerinden de hiçbir şekilde
etkilenmezler. Onlar Allah'a ve elçisine iman eder, Rabbimiz'e tam
bir teslimiyetle teslim olurlar. Salih müminlerin bu güzel ahlakı
Kuran'da şöyle övülmüştür:
Mümin olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar,
Allah'a ve Resulü'ne iman ettiler, sonra
hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla
mücadele ettiler. İşte onlar, sadık (doğru) olanların ta kendileridir.
(Hucurat Suresi, 15)
Deccal, İnsanların Kibir ve Kıskançlık Duygularını Kullanarak Hz.
İsa ve Hz. Mehdi'yi Tanımalarına Engel Olacaktır
Kibir ve enaniyet, insanların vicdanlarına uymalarına ve doğruyu
görmelerine engel olan önemli bir ahlak bozukluğudur. Allah Kuran'da
insanlara kibirden ve Rabbimiz'e karşı büyüklenmekten sakınmalarını
emretmiştir.
Kibir, aynı zamanda şeytanın da en belirgin özelliklerinden biridir. Kuran'da
şeytanın akılsızca kibirlenmesi şöyle bildirilmiştir:
(Allah) Dedi: "Sana emrettiğimde, seni secde
etmekten alıkoyan neydi?" (İblis) Dedi ki: "Ben ondan
hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın."
(Araf Suresi, 12)
Şeytan çarpık mantık örgüsüne göre kendisini, insandan daha üstün
görmüş, bu nedenle de Allah'ın emrine itaat etmeyerek insana secde
etmemiştir. Şeytanın kibiri onu hem doğruyu görmekten hem de Rabbimiz'e
itaat etmekten alıkoymuştur. Şeytanın bu kötü ahlakı, Kuran ahlakını
yaşamayan ve münafıkane karakter gösteren insanlarda da ortaya çıkabilir.
Bu insanların kibirleri, en belirgin olarak, gönderilmiş olan elçilere
itaat etmeleri gerektiği durumlarda ortaya çıkabilir. Kapıldıkları
büyüklük duygusu, bu gibi insanların tarih boyunca elçilerin üstün
ahlaklarını takdir etmelerini ve çağrıldıkları doğru yola uymalarını
engellemiştir. Akıl ve mantık dışı bahaneler öne sürerek, peygamberlere
uymaktan kaçınmışlardır. Çünkü kibirli bir insan için, kendisinden
başka bir insanın üstünlüğünü kabul etmek nefsinin en çok zorlanacağı
konulardan biridir. Kuran'da tarih boyunca pek çok insanın kendilerini
doğru yola çağıran elçilere uymamak için "onların da kendileri
gibi insanlar oldukları" bahanesini öne sürerek haktan yüz
çevirdikleri bildirilmiştir. Allah Kuran'da bu insanların sapkın
mantık örgülerini şu şekilde haber vermiştir:
Kendilerine hidayet
geldiği zaman, insanları inanmaktan alıkoyan şey, onların: "Allah,
elçi olarak bir beşeri mi gönderdi?" demelerinden başkası değildir.
De ki: "Eğer yeryüzünde (insan değil de) tatmin bulmuş yürüyen
melekler olsaydı, Biz de onlara gökten elçi olarak elbette melek
gönderirdik." (İsra Suresi, 94-95)
Şeytanın telkinleriyle kibir ve büyüklük hissine kapılan insanlar için, kendileri gibi beşer olan birine tabi olmak, onun getirdiği doğrulara uymak nefislerine çok ağır gelen bir durumdur. Onların cahilce kıstaslarına göre, sözüne uymaları gereken kişi, zenginlik, makam, mevki ya da itibar gibi dünyevi özellikler açısından kendilerinden daha üstün biri olmalıdır. Oysa Kuran ahlakına göre bir insanı üstün kılan yönü takvasıdır. Bir kişi, imanı, Allah korkusu, samimiyeti, adaleti, dürüstlüğü, sabrı, merhameti ya da sadakati gibi güzel ahlak özelliklerine göre değerlidir veya üstündür. Peygamberler ise Allah Katında seçkin ve onurlu olan, Rabbimiz'in tüm insanlara ahlaklarını ve tavırlarını örnek kıldığı çok mübarek insanlardır. Dolayısıyla Rabbimiz'in kulları için seçip beğenmiş olduğu böyle mübarek insanlara tabi olup onların yolunu izlemek müminler için büyük bir lütuftur. Ancak tarih boyunca kibirleri nedeniyle Rabbimiz'in bu lütfunu takdir edememiş olan insanlar gibi, ahir zamanda aynı yanılgıya kapılan kişiler de Deccal'in etkisiyle Hz. İsa ve Hz. Mehdi'ye karşı aynı büyüklük hisleriyle hareket edeceklerdir. Kibirleri nedeniyle onları takdir etmekten ve onlara tabi olmaktan kaçınacaklardır. Vicdanen kavradıkları halde onlara destek olmayacak ve belki de bu mübarek insanları tanıdıkları halde bu durumu anlamazlıktan geleceklerdir. (En doğrusunu Allah bilir).
Kibirli insanların bir diğer kötü özellikleri de kıskanç olmalarıdır. Kuran'da
nefsin bir kötülüğü ve sakınılması gereken bir özellik olarak bildirilen
kıskançlık, tarih boyunca pek çok insanın gönderilen elçilere uymalarına
engel olmuştur. Kuran'da insanların, peygamberlere indirileni kıskandıkları
için bu mübarek şahıslara karşı çıktıkları şöyle haber verilmiştir:
Allah'ın kullarından,
dilediğine Kendi fazlından (peygamberliği) indirmesini 'kıskanarak
ve hakka baş kaldırarak' Allah'ın indirdiklerini tanımamakla,
nefislerini ne kötü şeye karşılık sattılar. Böylelikle
gazab üstüne gazaba uğradılar. Kafirler için alçaltıcı bir azap
vardır. (Bakara Suresi, 90)
Hadislerde Deccal'in de ahir zamanda insanların kibir ve kıskançlık duygularını kışkırtarak, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'ye uymalarını engellemeye çalışacağına yönelik işaret yer almaktadır. Deccal'in bu telkinlerinden etkilenen insanlar, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'ye tabi olmanın kendi sözde azametlerini ve kibirlerini kıracağını düşündükleri için bundan kaçınacak ve bu nedenle Hz. İsa'yı ve Hz. Mehdi'yi tanımazlıktan geleceklerdir. Bu kişiler gördükleri alametlerden, yaşanılan olaylardan, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'de tecelli eden akıl, feraset, basiret ve güzel ahlaktan onların kendilerini kurtuluşa davet ettiklerini anladıkları halde anlamazlıktan geleceklerdir. (En doğrusunu Allah bilir).
İnsanların vicdanlarıyla doğruyu gördükleri halde, sırf büyüklenmeleri nedeniyle
doğru olandan yüz çevirdikleri Kuran'da da bildirilen bir durumdur:
Vicdanları kabul
ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler.
Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak.
(Neml Suresi, 14)
Samimi müminler ise, vicdanlarıyla ve imanlarının kendilerine kazandırdığı
anlayış gücüyle Hz. İsa ve Hz. Mehdi'yi Allah'ın izniyle hemen tanıyacak
ve onlara gönülden bir sevgi ve saygıyla bağlanacaklardır
Deccal'in Maddi Çıkar Sunarak Kendisine Taraftar Toplaması, Hz.
İsa ve Hz. Mehdi'nin Tanınmasını Engelleyecektir
Kuran ahlakını yaşamayan insanlar için dünya hayatına yönelik menfaatler
büyük önem taşır. Dünyanın geçici bir mekan olduğunu, ölümle birlikte
dünyada sahip oldukları herşeyi geride bırakacaklarını ve ahirette
sorguya çekileceklerini düşünmedikleri için daha çok mal ve servet
edinmeye büyük önem verirler. Servetlerini artıracaklarını ve daha
iyi bir mevki kazanacaklarını düşündüklerinde ise yanlış olduğu
halde pek çok şeyi göze alabilirler. Böyle bir durumda herhangi
bir haksızlığa veya adaletsizliğe neden olmalarını önemsemeyebilirler.
Bazı insanların mala ve dünya hayatına olan bu hırslı tutkuları
Kuran'da şöyle haber verilmiştir:
Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın
ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan
tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı. Bunlar, dünya
hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah Katında olandır.
(Al-i İmran Suresi, 14)
Kuran ahlakını yaşamayan insanlar için kendi hırsları gibi, başkalarının toplumdaki konumları ve maddi imkanları da son derece önemlidir. Bu ahlaktaki insanlar, maddi imkanları olan, güç ve itibar sahibi kimselere karşı saygı ve hayranlık duyarlar. Bu kimselerin kendilerine arzu ettikleri koşulları sağlayacağını düşündüklerinde ise, bu kişilerin ahlaklarını hiç düşünmeden onlara tabi olabilir, onların isteklerine uygun şekilde hareket edebilirler. Sırf zengin olduğu için bir insanla dost olabilir, maddi olanakları nedeniyle kayıtsız şartsız onu dost edinebilirler. Gücün kendilerine de fayda sağlayacağına inanarak, yanlış bile olsa hep onlardan yana tavır alırlar. Bu kişilerin kötü özellikleri, ahlaki bozuklukları, dejenere yaşamları, çarpık ilişkileri, acımasızlıkları, zalimlikleri ise çoğunlukla göz ardı edilir. Pek çok dünya ülkesinde dejenerasyonun öncüsü olmalarına rağmen zengin olan insanların toplum tarafından kabul görmesinin temelinde de bu gerçek vardır.
Bu çarpık bakış açısı, sırf bu özelliklerinden dolayı bazı varlıklı kimselerin toplumda söz sahibi olmalarına sebep olur. Öyle ki, söyledikleri gerçeği yansıtmasa ya da tavsiyeleri yanlış da olsa toplumun önemli bir kesimi bu kişilerin telkinleriyle yönlendirilebilir. Nitekim pek çok toplumda söz konusu kişiler, toplumu din ahlakından uzaklaştıran telkinlerde bulunduklarında, güzel ve temiz ahlaklı insanları iftiralarıyla kötülediklerinde bazı insanlar bunun etkisi altında kalırlar. Elbette burada yanlış olan, varlıklı bir insanın öğütlerine uyulması değildir. Önemli olan kişinin verdiği telkinin içeriğidir, toplumu neye yönlendirmeyi hedeflediğidir. Bir kişi insanlara din ahlakına uygun olmayan telkinlerde bulunuyor, onları dejenere bir hayata yönlendiriyor ve yalnızca zengin olduğu için, sahip olduğu maddi imkanlara duyulan hayranlık nedeniyle bu durum doğal karşılanıyorsa, yanlış olan budur.
Peygamberimiz (sav)'in hadislerindeki işaretlere göre, pek çok toplumda hakim
olan bu çarpık bakış açısını Deccal de kendi hedeflerine ulaşabilmek
için kullanacaktır. Zira Deccal'in hadislerde bildirilen özelliklerinden
biri de insanları, menfaatlerine hitap eden vaatlerle kandırmaya
çalışmasıdır. Peygamberimiz (sav)'in, Deccal'in bu özelliğine dikkat
çeken hadislerinden bazıları şöyledir:
Beraberinde ekmek ve et dağları, su
nehirleri olacak...116
Beraberinde çorbadan bir dağ, soğumayan sıcak et, akan bir nehir,
yemyeşil bahçelerden oluşan orman, duman ve ateş dağı mevcuttur...
İnsanlara işte bu cennetimdir, bu da cehennemimdir... İşte yemek,
işte içecekleri, diyecek...117
Deccal, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde bildirilen tüm bu imkanlarını kendisine taraftar toplayabilmek için kullanacak ve bu yolla onları Hz. İsa ve Hz. Mehdi'den uzak tutmaya çalışacaktır. Pek çok insan Deccal'in kendilerine sunduğu bu dünya menfaatlerini daha cazip görecek ve onun sapkın telkinlerine açık hale gelecektir. Deccal'in gerçekte kendilerini nasıl bir felakete sürüklediğini göremeyecek; onun hiç yok olmayacak bir güce sahip olduğunu sanacaklardır. Nefisleri Deccal'den yana tavır alacağı için, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin ve verdikleri şerefli mücadelenin üstünlüğünü takdir edemeyecek, onları tanıyamayacak ya da tanımazlıktan geleceklerdir. (En doğrusunu Allah bilir).
Oysa, malın ve her türlü zenginliğin asıl sahibi Yüce Allah'tır. İnsanın bu gerçeği bilerek hareket etmesi ve nefsani çıkarları uğruna hak ve doğru olduğunu bildiği yoldan ayrılmaması gerekmektedir.
Allah'ın emrettiği ahlakı yaşamayanların, zenginliğe ve maddi güce karşı duydukları
hayranlığın örneklerinden biri de Kuran'da, Karun kıssasında haber
verilmiştir. Allah, Karun'a çok büyük mal varlığı ve zenginlik lütfetmiştir.
Ancak Karun, Rabbimiz'in bu nimeti karşısında nankörlükte bulunmuştur.
Karun'un sahip olduğu imkanlar nedeniyle kibirlenmesi ayette şu
şekilde bildirilmiştir:
Gerçek şu ki, Karun, Musa'nın kavmindendi, ancak
onlara karşı azgınlaştı. Biz, ona öyle hazineler vermiştik ki,
anahtarları, birlikte (taşımaya) davranan güçlü bir topluluğa
ağır geliyordu. Hani kavmi ona demişti ki: "Şımararak sevinme,
çünkü Allah, şımararak sevince kapılanları sevmez." (Kasas
Suresi, 76)
Oysa bir insana dünya hayatında verilen her türlü imkan onun için
bir denemedir. Samimi olarak iman edenler, Allah'ın kendilerine
verdiği tüm imkanları, Allah'ın razı olacağı şekilde, Allah yolunda
değerlendirir ve Rabbimiz'in her türlü nimetine şükrederek layık
olmaya çalışırlar. Mülkün sahibinin Allah olduğunu, dilediği zaman
nimetini artıracağını, dilediği zaman da kısacağını bilirler. Karun
ise, malının baki kalacağı yanılgısına kapılmıştır. Karun'un malı
ve mülkü yalnızca kendisini değil, bu geçici gücün etkisine kapılan
diğer insanları da aldatmıştır. Kuran ahlakından uzak insanların
Karun'un zenginliğine duydukları şeytani hayranlık ayette şöyle
haber verilmiştir:
Böylelikle kendi ihtişamlı-süsü içinde kavminin
karşısına çıktı. Dünya hayatını
istemekte olanlar: "Ah keşke, Karun'a verilenin bir benzeri bizim
de olsaydı. Gerçekten o, büyük bir pay sahibidir" dediler.
(Kasas Suresi, 79)
Bu kişiler nasıl bir hata içinde olduklarını ise, Allah Karun'un
malını ve mülkünü yerle bir ettiğinde anlayabilmişlerdir. Ayette
bu durum şöyle haber verilmiştir:
Sonunda onu da, konağını da yerin dibine geçirdik.
Böylece Allah'a karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadı.
Ve o, kendi kendine yardım edebileceklerden de değildi. Dün,
onun yerinde olmayı dileyenler, sabahladıklarında: "Vay, demek
ki Allah, kullarından dilediğinin rızkını genişletip-yaymakta
ve kısıp-daraltmaktadır. Eğer Allah, bize lütfetmiş olmasaydı,
bizi de şüphesiz batırırdı. Vay, demek gerçekten inkar edenler
felah bulamaz" demeye başladılar. (Kasas Suresi, 81-82)
Deccal'in sahip olduğu maddi gücün ve imkanların şeytani etkisine
kapılan insanlar da, Allah Deccal'in gücünü yok ettiği zaman benzer
bir duruma düşebilirler. Deccal'in gücünün herşeye yetebileceği,
zenginliğinin asla zarar görmeyeceği gibi bir yanılgıyla, salih
müminlere destek olmak yerine Deccal'in yanında yer alanlar o zaman
büyük bir hüsrana uğrayabilirler.
Hadislerdeki işaretlere göre, Deccal de, böyle ahlaka sahip kişilerin zaaflarını
kendi amaçları için değerlendirecektir. Deccal ayrıca insanları
içki, fuhuş, cinsi sapkınlık gibi her türlü dejenerasyonu yaşamaya
özendirecek, onlara bu konularda da menfaat sunacaktır. Çağırdığı
bu sapkınlıklara eğilimli insanları birarada toplayarak çevresinde
adeta geniş bir kitle klübü oluşturacaktır. Deccal'in çağırdığı
sapkınlıklara müptela olan insanların biraraya gelmesi sonucunda
ise mecburi bir ittifak oluşacak ve bu geniş ittifakı oluşturan
kişiler birbirlerini koruyup kollayan ve kendilerinden olmayana
karşı güç birliği ile karşı koyan nefsani bir yapı oluşturacaklardır.
Deccal de nefsani çıkarlar üzerine kurulan bu kitleyi kendi kötü
amaçları doğrultusunda istediği gibi kullanıp yönlendirebilecektir.
Varlıklı ve gösterişli bir yaşam sunarak, onları din ahlakından
ve din ahlakını yaşamalarına vesile olabilecek insanlardan uzaklaştırmaya
çalışacaktır. Pek çok insan, onun kendilerini kötülüğe çağırdığını
bildikleri halde, sahip olduğu mal, zenginlik ve imkanlara duydukları
hayranlık dolayısıyla Deccal'in bu fitnesine kanacak ve Hz. İsa
ve Hz. Mehdi'den yüz çevireceklerdir. Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde,
insanların Deccal'in sunduğu menfaatlerden faydalanabilmek için
onu kötü olduğunu bile bile destekleyecekleri şöyle haber verilmektedir:
Ubeyd B. Ömer'den nakledilmiştir: "Bir kısım
insanlar Deccal'le sohbet edecekler. Ve diyecekler ki: Biz onun
kafir olduğunu biliyoruz; yemeğinden yemek, ağacından faydalanmak
için onunla arkadaşlık yapıyoruz. Allah'ın gazabı gelince, tabi
Deccal'le birlikte hepsine gelecektir." (Nuaym B. Hammad) 118
Ancak unutmamak gerekir ki, Rabbimiz'in adetullahı gereği, en güzel
ve hayırlı sonuca kavuşacak olanlar samimi olarak iman eden ve Allah'ın
emrettiği ahlakı eksiksiz yaşayanlardır.
İşte ahiret yurdu; Biz onu, yeryüzünde büyüklenmeyenlere
ve bozgunculuk yapmak istemeyenlere (armağan) kılarız. (Güzel)
Sonuç takva sahiplerinindir. (Kasas Suresi, 83)
Deccal'in Hz. İsa ve Hz. Mehdi'ye Uyanları Maddi Kayba Uğramakla
Tehdit Etmesi, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin Tanınmasını Engelleyecektir
Peygamberimiz (sav)'in hadislerindeki işaretlere göre, Deccal bir
yandan dünyevi çıkarlar vadederek insanlara sözde süslü bir yaşam
sunarken bir yandan da onlara, salih müminlerle birlikte olmaları
durumunda sıkıntılı bir yaşam sürecekleri telkininde bulunacaktır.
Hatta bu amaçla, elindeki imkanları kullanarak müminlerin zorlu
bir yaşam sürmeleri için elinden geleni yapacaktır. Deccal'in kendisine
uymayanlara sıkıntı ve zorluk vereceğine hadislerde şöyle işaret
edilmektedir:
Deccal'in fitnesi de bir kabileye uğraması,
o kabilenin kendisini yalanlaması üzerine o kavmin otlamakla beslenen
bütün hayvanlarının helak olması, o kabilenin başına kıtlık felaketi
gelip ellerinde mal olarak hiçbir şeyin kalmamasıdır...119
Deccal'in bu yöntemi, geçmişte yaşamış olan inkarcıların Kuran'da
haber verilen yöntemleri ile benzerlik göstermektedir. Geçmişteki
inkarcılar da insanların peygamberlerin yolunu izlemelerini engellemek
için, onlara uyanların büyük kayıplara uğrayacağı yalanını öne sürmüşlerdir.
Bu durum Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
Kavminin önde gelenlerinden inkar edenler, dediler
ki: "Andolsun, Şuayb'a uyacak olursanız, kuşkusuz kayba uğrayanlardan
olursunuz." (Araf Suresi, 90)
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde, imanı zayıf olan ya da din
ahlakını yaşamayan insanların, Deccal'in bu tarz tehditlerinden
etkileneceklerine yönelik işaretler yer almaktadır. İnsanların büyük
kısmı cehaletle, Hz. İsa'ya ve Hz. Mehdi'ye tabi olmak yerine, Deccal'in
baskısından çekinerek yalnızca kişisel menfaatlerini koruma kaygısıyla
hareket edeceklerdir. Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin üstün ahlaklı ve
kendilerini doğruya yöneltecek mübarek insanlar olduklarının farkında
olmalarına rağmen çıkarlarına zarar gelir korkusuyla onlara destek
olmaktan kaçınacaklardır. Oysa bu çok hatalı bir tavırdır. Malın
ve mülkün gerçek sahibi Yüce Allah'tır. Allah dilediğini hesapsız
zengin kılar. Bir ayette şöyle buyurulmuştur:
Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim Katımız'da
olmasın; ancak onu belirlenmiş bir miktar olarak indiririz. (Hicr
Suresi, 21)
Ayrıca, insanları fakir olmakla, maddi menfaatlerinin zarar görmesiyle
korkutup din ahlakından uzak tutmaya çalışmak şeytanın özelliklerinden
biridir. Bu gerçek Kuran'ın, "Şeytan, sizi fakirlikle
korkutuyor ve size çirkin hayasızlığı emrediyor..."
(Bakara Suresi, 268) ayetiyle insanlara haber verilmiştir. Münafıkane
karaktere sahip olan insanlar da şeytanın telkinlerinin etkisiyle,
müminlere destek olmaktan, sahip oldukları imkanlarını Allah yolunda
seferber etmekten sürekli kaçınırlar. Peygamberimiz (sav) dönemindeki
münafıkların, Peygamber Efendimiz (sav) ve sahabelerle birlikte
hareket etmekten kaçınmaları ve bunun için birçok yalan öne sürmeleri
bu konuda dikkat çekici bir örnektir. Söz konusu münafıkların bu
tavırları Kuran'da şöyle haber verilmiştir:
İşte orada, iman edenler sınanmış ve şiddetli
bir sarsıntıyla sarsıntıya uğratılmışlardı. Hani, münafık olanlar
ve kalplerinde hastalık bulunanlar: "Allah ve Resulü, bize
boş bir aldanıştan başka bir şey vaat etmedi" diyorlardı.
Onlardan bir grup da hani şöyle demişti: "Ey Yesrib (Medine)
halkı, artık sizin için (burada) kalacak yer yok, şu halde dönün."
Onlardan bir topluluk da: "Gerçekten evlerimiz açıktır"
diye Peygamberden izin istiyordu; oysa onlar(ın evleri) açık değildi.
Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı. (Ahzap Suresi, 11-13)
Ayetlerde haber verildiği gibi, Peygamberimiz (sav) ile birlikte
olan müminler bir denemeden geçirilmiş; salih olanlar Hz. Muhammed
(sav)'e sadık kalmış, kalplerinde hastalık olanlar ise samimiyetsizliklerini
hemen ortaya koymuşlardır. Menfaatlerinin zedeleneceğinden duydukları
büyük korku onların gerçek yüzünü ortaya çıkarmıştır. Sadece kendileri
geride kalmakla yetinmemişler, müminleri de doğru yoldan ayırmak
için çaba harcamışlardır. Sahabeler ise Rabbimiz'in bu denemesi
karşısında, ayette belirtildiği gibi; "... Bu, Allah'ın
ve Resulü'nün bize vaat ettiği şeydir; Allah ve Resulü doğru söylemiştir...
" (Ahzap Suresi, 22) diyerek örnek bir ahlak sergilemişlerdir.
Deccal'in fitneleri ve aldatmacaları karşısında da salih müminlerin
böyle bir tavır göstermeleri gerekir. Unutulmamalıdır ki, "Andolsun,
Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve
ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele."
(Bakara Suresi, 155) ayetiyle buyurulduğu gibi, Allah iman edenleri
çeşitli konularda deneyebilir. Rabbimiz böyle bir deneme karşısında
sabır gösterenleri müjdeleyerek Allah Katında makbul olan tavrı
bizlere bildirmiştir.
Hadislerin işaretlerine göre, Deccal de Müslümanlar için ilk bakışta
zorluk gibi görünen pek çok sıkıntılı olaya vesile olacak, Müslümanların
sahip oldukları imkanları ellerinden alarak onlara zorluk vermek
isteyecektir. Bu durum, geçmişteki sahabeler gibi günümüzde de gönülden
iman eden tüm müminlerin şevkini, imanını ve azmini artırmalı; iman
sahipleri yalnızca Rabbimiz'e tevekkül edip güvenmelidirler. Hiç
şüphesiz Allah Kendisi'ne tevekkül edenlere yardım eder, onlar için
her zorlukla beraber bir kolaylık kılar. Kavmi Hz. İbrahim'i ateşe
atmak istediğinde Rabbimiz ateşi ona serin kılmış, Hz. Musa, Firavun'un
ordularıya iki deniz arasında kaldığında Rabbimiz denizi ikiye yararak
salih müminlere yardımını ulaştırmıştır. İman sahipleri Rabbimiz'in
salih müminler üzerindeki rahmetini ve desteğini unutmamalı ve ahir
zamanda Deccal'in fitneleri karşısında da aynı tevekkül ahlakıyla
hareket etmelidirler
Deccal, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'ye Karşı Materyalist İdeolojileri Destekleyerek,
Onların Tanınmalarını Engelleyecektir
Ahir zamanın en belirgin özelliklerinden biri materyalist ve ateist
ideolojilerin yaygınlaşması ve insanların yaşam stillerinin bu sapkın
fikir akımları doğrultusunda şekillenmesidir. Bu nedenledir ki Hz.
Mehdi ortaya çıktığında onun en büyük fikri mücadelesi, insanları
din ahlakından uzaklaştıran ve insanlığa büyük felaketler getiren
materyalizm ve ateizme karşı olacaktır. Dinsizliğin hakim olmasını
hedefleyen Deccal'in en çok desteklediği ve yaygınlaştırmaya çalıştığı
ideolojiler de hiç şüphesiz materyalist ve ateist olanlardır. Hatta
pek çok İslam alimi, hadislerde Deccal'le ilgili yer alan bilgileri
yorumlarken, Deccal'in materyalist güç odaklarının liderliğini üstleneceğini
belirtmişlerdir. Konuyla ilgili olarak büyük İslam mütefekkiri Bediüzzaman'ın
açıklaması şu şekildedir:
İkinci cereyan ise: Tabiiyyun (tabiatçılık),
maddiyyun (maddecilik) felsefesinden tevellüt eden (doğan) bir cereyan-ı
nemrudane (bir dinsiz hareket), gittikçe ahir zamanda felsefe-i
maddiye (maddeci felsefe) vasıtasıyla intişar ederek (yayılarak)
kuvvet bulup, Uluhiyeti inkar edecek bir dereceye gelir... Allah'ı
inkar eden o cereyan efradları (fertleri), birer küçük Nemrud hükmünde
nefislerine birer rububiyet (Rab'lik) verir. Ve onların başına geçen
en büyükleri, ispritizma ve manyetizmanın (hipnotizma ve cinlerle
bağlantı) hadisatı nev'inden müthiş harikalara mazhar (sahip) olan
Deccal ise, daha ileri gidip, cebbarane (zorla) suri (görünürdeki)
hükumetini bir nevi rububiyet (Rablık) tasavvur edip uluhiyetini
(ilahlığını -Allah'ı tenzih ederiz-) ilan eder. Bir sineğe mağlup
olan ve bir sineğin kanadını bile icad edemeyen aciz bir insanın
uluhiyet dava etmesi ne derece ahmakçasına bir maskaralık olduğu
malumdur.120
"...Ve onların başına geçen en büyükleri, ispritizma
ve manyetizmanın hadisatı nev'inden müthiş harikalara mazhar olan
Deccal ise...": İnsanları din ahlakından uzaklaştırmak
için materyalist ve ateist ideolojilerden destek bulan güçlerin
başına ise Deccal geçecektir. Hipnotizma gibi birtakım olağanüstü
güçler kullanacak olan Deccal, din ahlakına karşı olan odakları
birleştirecek ve onların lideri konumuna gelecektir
"...Ve onların başına geçen en büyükleri, ispritizma
ve manyetizmanın hadisatı nev'inden müthiş harikalara mazhar olan
Deccal ise...": İnsanları din ahlakından uzaklaştırmak
için materyalist ve ateist ideolojilerden destek bulan güçlerin
başına ise Deccal geçecektir. Hipnotizma gibi birtakım olağanüstü
güçler kullanacak olan Deccal, din ahlakına karşı olan odakları
birleştirecek ve onların lideri konumuna gelecektir.
Materyalist ve ateist felsefelerin yaygınlaştırılmasında Deccal'in
telkin ve propaganda çalışmalarının rolü kuşkusuz büyüktür. Hadislerin
işaretlerine göre, bu telkinlerin basın yayın yolu da dahil olmak
üzere çeşitli yollarla sürekli tekrarlanması bazı insanlarda hipnoz
benzeri bir etki yapacaktır. İnsanların çoğunluğu, doğruluğunu araştırmadan,
nelere neden olabileceğini düşünmeden, yalanlarını göz ardı ederek
bu telkinlerin etkisi altında kalacaklardır. Bediüzzaman da eserlerinde,
materyalizmin veba hastalığı gibi bulaşıcı olduğunu belirtmiş, halka
telkin edilerek yaygınlaştırıldığına dikkat çekmiştir:
Maddiyyunluk (ateist, materyalist ve
Darwinist felsefeler) manevi taundur (bulaşıcı bir veba hastalığıdır)
ki, beşere şu müthiş sıtmayı tutturdu, gazab-ı İlahiye çarptırdı.
Telkin ve tenkid kabiliyeti tevessü ettikçe (geliştikçe), o taun
da (bulaşıcı veba hastalığı da) tevessü eder (gelişir).121
Deccal'in bu dinsiz akımları desteklemesi ve bunların insanlar arasında yaygınlaşması için büyük çaba harcaması pek çok insanın Kuran ahlakından uzaklaşmasına, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin karşısında yer almalarına neden olacaktır. (En doğrusunu Allah bilir).
Deccal'in sonunda muhakkak yenilgiyle neticelenecek olan bu mücadelesi karşısında
Hz. Mehdi, Allah'ın varlığını ve birliğini tüm delilleriyle anlatan,
ateist, materyalist ve Darwinist ideolojilerin açmazlarını ve yanılgılarını
açıkça ortaya koyan büyük bir fikri mücadele yürütecektir. Materyalizm,
ateizm ve bu sapkın ideolojileri dayanak noktası edinmiş tüm batıl
akımlar, Hz. Mehdi'nin büyük fikri mücadelesi sonucunda Allah'ın
izniyle fikren yerle bir olacaklardır. Bediüzzaman Said Nursi, Hz.
Mehdi'nin yerine getireceği görevleri açıklarken, materyalizmle
olan fikri mücadelesine özel olarak dikkat çekmiştir:
Ve onun üç büyük vazifesi olacak:
Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutuyla (etkisiyle) ve maddiyun
ve tabiiyyun taunu (ateizm ve materyalizm denilen bulaşıcı veba
hastalığı), beşer içinde intişar etmesiyle (insanlar arasında yayılmasıyla),
herşeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir
tarzda imanı kurtarmaktır.122
"... Fen ve felsefenin tasallutuyla ve maddiyun ve
tabiiyyun taunu... herşeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini
tam susturacak...": Bilimsel ve felsefi delilleri
de kullanarak, ateist, Darwinist ve materyalist akımları tam olarak
susturacak, yani fikren etkisiz hale getirecektir.
Deccal, Hipnoz, Telkin ve Benzeri Aldatıcı Yöntemlerle İnsanları
Kandırarak Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin Tanınmasına Engel Olmaya Çalışacaktır
Peygamberimiz (sav)'in hadislerindeki ve İslam alimlerinin açıklamalarındaki
işaretlere göre, Deccal'in sahip olduğu maddi güç ve insanların
nefsani isteklerinin karşılandığı bir ortam hazırlaması, verdiği
telkinlerin toplumun büyük kesimi üzerinde adeta hipnoz etkisi yapmasına
neden olacaktır. Deccal toplumlar üzerinde oluşturduğu bu hipnoz
etkisini pek çok unsurla destekleyerek daha da güçlendirecektir.
Büyük bir cehaletle Deccal'in geçici imkanlarının büyüsüne kapılan,
vicdanlarının sesini bastırıp nefislerinin tutkularına göre yaşayan
insanların zihni, bir anlamda tamamen Deccal'in kontrolü altına
girecektir. Deccal'in insanlar üzerindeki bu kontrolü, radyolarda,
televizyonlarda yapılan yayınlarla, gazetelerde ve dergilerde yer
alan bilgilerle, kimi zaman da kasetler, kitaplar ve filmlerle daha
da pekiştirilecektir. Tüm bu araçlar kullanılarak, farklı üsluplar,
kelimeler, cümleler ve tekniklerle insanların bilinçaltlarına aynı
telkinler verilecektir. Bu şekilde insanlar, Allah'ın varlığını,
hesap gününü, ölümün yakınlığını, cennetin ve cehennemin varlığını
unutup, sorgusuzca dünyevi hırsları ve güzellikleri tüketmeye yönlendirileceklerdir.
Burada şunu da açıklamak gerekir; Deccal'in radyo, televizyon, gazete, dergi gibi iletişim araçlarını kullanacak olması bu araçların tamamının insanları doğru yoldan ayıracak telkinlere aracılık ettiği anlamını hiçbir şekilde taşımamaktadır. Bu alanlarda çalışan pek çok dürüst ve güzel ahlaklı insan, toplumu bilinçlendirmek, insanları iyiye ve güzele yönlendirmek için gayret göstermektedir. Ancak bu durum, Deccal'in de aynı araçları başka amaçlar için kullanabileceği gerçeğini değiştirmemektedir.
Deccal'in ana hedeflerinden biri, elindeki bu imkanları kullanarak insanları gayri meşru bir hayata yönlendirmektir. Bu amaç doğrultusunda süslü kıyafetler, gösterişli mekanlar, lüks arabalar, güzel yiyecekler ve içecekler de kullanılır. İnsanlar bunlara sahip olmak için özendirilir, ancak bu bir hırsa dönüştürülür ve bunlara ulaşmak insanların tek gayesi haline getirilir. Allah rızası için talep edilip kullanıldığında birer nimet olan tüm bu imkanlar, insanları doğru yoldan ayırmak için birer araç haline getirilir. Bunları elde etmek için başvurulan her yol, insanlara meşru olarak gösterilir. Çok yönlü olarak nefislerine hitap edilen bu ortamda, yeterli maddi imkana sahip olmadıkları için bunları elde edemeyenler gayri meşru yollara sürüklenir. Kimi zaman gazetelerde yer alan suni haberlerle, kimi zaman dizi, kimi zaman film, kimi zaman da romanlarla bu gayri meşru yollar insanlara öğretilir. Özendirildikleri sapkın yaşam stiline ne şekilde kavuşabilecekleri sürekli yinelenen telkinlerle bu kimselere tarif edilir.
Tüm bunlar yapılırken, insanların samimi olarak düşünmelerini engelleyecek tedbirler de alınır. Bir yandan insanların zevkleri, istekleri, talepleri gayri meşruiyete yönlendirilirken bir yandan da doğrunun farkına varmalarına engel olabilmek için zihinlerinin karıştırılmasına ve sağlıklı düşünemeyecekleri ortamların hazırlanmasına özen gösterilir. Böylelikle hipnozun sürekliliği sağlanmış olur. Hipnoz da derece derecedir. Örneğin sabit ritimli müzikler, bu hipnozun güçlendirilmesinde bir tür destek aracı olarak kullanılabilir. Sürekli aynı ritim ve tempoda, yüksek sesle yayınlanan müziğin gürültüsüyle beyinler adeta ambele olur ve düşünemez hale gelir. İnsanlar farkına varmadan, dikkatlerini diğer herşeye kapatırlar. Bunun gibi korku ve gerilim filmleriyle de insanların sinirleri ve iradeleri zayıflatılarak telkine ve yönlendirmeye açık hale getirilebilir.
Ancak Allah'a samimi bir kalple iman eden ve ahiret yurdunu amaç edinen müminler bu çok yönlü telkin ve propaganda faaliyetine aldanmaz ve bu telkinlerden etkilenmezler. Allah'tan gereği gibi korkmayan, aklı ve imanı zayıf olan insanlar ise kolaylıkla Deccal'in hipnozu altına girerler. Bir filmin senaryosu arasına sıkıştırılmış cümleler, bir reklamda yer alan kısa, birer anlık görüntüler, bir şarkı sözünde ifade edilen düşünceler bu kişiler üzerinde kolaylıkla olumsuz bir etki yapabilir. Çoğu zaman kişinin farkında olmadığı tek bir görüntünün, tek bir cümlenin dahi hipnozda önemli bir etkisi olur. Nitekim intiharı özendiren bir şarkının ardından, pek çok insanın intihar etmeye kalkışması bu durumun çarpıcı örneklerinden biridir.
Deccal'in insanlar üzerinde hipnoz etkisi oluşturmak için kullanacağı bu yöntemde tekrarların da büyük önemi vardır. Hadislerde, kötülüğün sürekli iyi birşey gibi özendirilmesinin yanı sıra, iyi olanın da sürekli kötü olarak tanıtılmasının Deccal'in önemli ve sık kullanacağı taktiklerdenden olduğuna işaret edilmiştir. Deccal, bu yöntemi özellikle de, kendisinin gerçek yüzünü deşifre edeceğinden korktuğu kişilere karşı uygulayacaktır. Zira Allah'tan korkan, samimi olarak iman eden ve insanları da güzel ahlaka davet eden kimseler, Deccal için büyük tehlike arz etmektedir. Bu durumda, bu kimseler aleyhinde çok farklı kaynaklarla, tekrar tekrar yapılan aleyhte telkinler devreye girer. Bu öyle bir hal alır ki, bir süre sonra insanlar hiç düşünmeden, kendilerine sunulan bilgileri bir kere bile değerlendirmeden, çoğu zaman bir delil dahi soruşturmaya gerek duymadan tüm duyduklarına inanır hale gelirler.
Deccal tüm bu telkinleri insanların nefislerine hoş gelen ortamlarda vereceği için, bu durum onların Deccal'in fitnesini görmelerini engelleyecek ve süregelen telkinleri kolaylıkla kabullenmelerini sağlayacaktır. Üzerlerinde oluşan hipnoz etkisi nedeniyle, nefislerini memnun eden bu ortamlarda din aleyhinde ve Müslümanlar hakkında yapılan olumsuz konuşmaları son derece makul karşılayacak ve sorgusuzca kabulleneceklerdir.
Ahir zamanda Deccal'in telkinleriyle oluşacak bu ortama Bediüzzaman
da eserlerinde dikkat çekmiş, insanlar üzerinde "sersemlik
oluşturacağını" söylediği bu etkiye karşı tüm Müslümanları
uyarmıştır:
Bu fırtınalı zamanın hissi ibtal eden
(hisleri çürüten) ve beşerin nazarını (dikkatini) afaka (uzaklara)
dağıtan ve boğan cereyanlar, ibtal-i his nevinden (duyguları yok
eden türden) bir sersemlik vermiş ki; ehl-i dalalet manevi azabını
muvakkaten (geçici olarak) tam hissedemiyor. Ehl-i hidayete dahi
gaflet basıyor, hakiki lezzetini tam takdir edemiyor.123
Bediüzzaman'ın bu sözünde üzerinde durduğu önemli konulardan bir
diğeri de, "beşerin nazarının dağılmasına ve boğulmasına
neden olan cereyanlar" yani insanların dikkatini
hayati konulardan önemsiz konulara yönelten akımların varlığıdır.
Ancak bu dönemde en önemli tehlikelerden biri, inananların bir kısmının
da söz konusu koşullar nedeniyle bir tür gaflete kapılmaları ya
da çeşitli tedirginlik ve endişeler nedeniyle, doğrunun savunuculuğunu
yapmaktan kaçınmalarıdır. Büyük İslam alimi Bediüzzaman'ın, "ehl-i
hidayete dahi gaflet basıyor" sözleriyle ifade
ettiği bu durumdan sakınmak tüm Müslümanların vazifesidir. Bediüzzaman
Said Nursi eserlerinde ayrıca söz konusu hipnozun oluşturulmasında
bazı basın yayın araçlarının üstlendiği role de işaret etmiştir:
... Her sabah ve akşam gazetelerle günahları
ve malayaniyatı (faydasızlığı) birbirine nakledip öğretmektedirler.
İşte bu sefih (zevk ve eğlenceye düşkün) medeniyet sebebiyle, gaflet
perdesi o kadar kalınlaşmış ve onun süs ve fantaziyeleriyle hicab
(utanma duygusu) o kadar kesafet peyda etmiştir ki (bulanık hale
gelmiştir ki); adeta yırtılmaz bir hale gelmiş.124
Bediüzzaman Said Nursi bu sözlerinde basın ve yayın araçlarıyla
yapılan bazı telkinlerin insanları yönlendirmedeki etkisine işaret
etmiştir. Bu yolla yapılan telkinlerin oluşturduğu hipnoz halinin
neredeyse ortadan kaldırılamayacak bir boyuta gelmesi ise ahir zamanın
önemli özelliğidir. Ancak, Allah'ın izniyle, Hz. İsa'nın ikinci
kez yeryüzüne gelişi ve Hz. Mehdi'nin büyük fikri mücadelesi sonucunda
bu gaflet perdesi tam anlamıyla ortadan kaldırılacak, insanları
haktan ve doğrudan alıkoyan hipnoz hali son bulacak, Kuran ahlakı
tüm dünyaya hakim olacaktır.
Deccal Teknolojinin İmkanlarını Kullanarak Gerçek Yüzünü Saklayacak
ve Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin Tanınmasına Engel Olacaktır
Deccal ile ilgili bazı hadislerde mecazi anlatımlar kullanılmış
ve İslam alimleri de eserlerinde bu anlatımların nelere işaret ediyor
olabileceğine dair yorumlarda bulunmuşlardır. İslam alimleri, Deccal'in
insanları hak ve doğru olandan uzaklaştırmak için, geldiği devrin
her türlü teknolojik imkanından faydalanacağı konusunda hemfikirdirler.
Bu konuda kaynak gösterilen hadislerden biri Nevvas b. Seman'dan
rivayet edilmiştir. Söz konusu hadiste, Deccal'in "Yeryüzünde
40 gün kalacağı, ancak doğudan batıya; kuzeyden güneye her yeri
gezeceği" ifade edilmektedir. Diğer hadislerde ise
şu şekilde bildirilmektedir:
Deccal önüne bulutu katan rüzgar gibi
hızlı gider.125
Yeryüzünün ayaklarının altında koçun derisinin yünden dürüldüğü
gibi dürüleceği...126
Tüm bu haberler, İslam alimleri tarafından Deccal'in günümüzün
uçak, hızlı tren gibi modern ulaşım araçlarını kullanarak faaliyet
sahasını tüm dünyaya yayacağı ve dünyanın dört bir yanına ulaşabileceği
iletişim araçlarını kullanacağı şeklinde yorumlanmıştır.127
İslam alimlerinin bu açıklamalarına göre Deccal, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin tanınmasına engel olabilmek, bu kutlu insanların hakka dayalı mücadelelerine ve yaptıkları hayır işlerine engel olabilmek için dünyanın dört bir yanında faaliyet gösterecek ve çağımızın sunduğu tüm teknolojik imkanlardan faydalanacak olabilir. (En doğrusunu Allah bilir). İnternet vasıtasıyla dünyanın hemen her köşesiyle bilgi alışverişinin sağlandığı; uydular sayesinde dünyanın herhangi bir ülkesinde herhangi bir kişinin istenildiği gibi takip edildiği; uluslararası yayın yapan televizyon kanalları sayesinde her türlü haberin her yere iletilebildiği; mobil telefonlarla dünyanın en uzak noktalarındaki kişilere dahi kolaylıkla ulaşıldığı günümüzde bu imkanların nasıl, ne şekilde ve hangi amaçla kullanıldığı büyük önem taşımaktadır. Hadislerde işaret edildiğine göre, Deccal tüm imkanlarını, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin tanınmamalarını sağlamak ve onların Kuran ahlakını tüm yeryüzüne hakim kılmalarını engellemek için kullanacaktır. (En doğrusunu Allah bilir).
Yine hadislerde işaret edildiğine göre, peygamberlere atılan iftiraların benzerlerini Deccal de ahir zamanın bu kutlu şahıslarına yöneltmeye kalkışacaktır. Günümüz teknolojisinden yararlanarak büyük bir hızla bu iftiraları yaygınlaştıracak, halkın büyük bir kısmı da, aynı anda farklı kaynaklardan yapılan bu asılsız propagandaya aldanacaklardır. Deccal'in üzerlerinde oluşturacağı bu etki nedeniyle Hz. İsa'nın kutlu bir peygamber, Hz. Mehdi'nin ise Peygamberimiz (sav)'in yaklaşık1400 sene öncesinden müjdelediği büyük bir kurtarıcı olduğunu anlayamayacak ve onları tanıyamayacaklardır. Bu mübarek insanların kendilerini kurtuluşa çağırdıklarını ve onlara uymaları gerektiğini fark edemeyecek ve onlardan yüz çevireceklerdir. (En doğrusunu Allah bilir).
Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinde ve İslam alimlerinin açıklamalarında
işaret edildiği üzere, Deccal salih müminlere karşı onları tutuklamak,
yurtlarından sürmek, çeşitli işkencelere maruz bırakmak ve hatta
canlarına kast etmek amaçlı çeşitli tuzaklar da kuracaktır. Mekkeli
müşriklerin Hz. Muhammed (sav)'e, kavminin Hz. İbrahim'e, Firavun'un
Hz. Musa'ya, kavimlerinin önde gelenlerinin Hz. Nuh'a, Hz. Şuayb'a,
Hz. Yakup'a hazırladıkları hileli düzenlerin benzerlerini Hz. İsa
ve Hz. Mehdi için de uygulamaya kalkışacaktır. Tarih boyunca peygamberlere
karşı koyan bu kişiler de, yaşadıkları dönemlerde sahip oldukları
maddi manevi her türlü imkanı müminlerle mücadele etmek için kullanmış,
onları iman etmekten ve insanları imana davet etmekten menedebilmek
için tüm varlıklıklarını ortaya koymaktan çekinmemişlerdir. Bu durum
inkarcı ahlakının bir özelliğidir. Bu gerçek bir Kuran ayetinde
şöyle haber verilmiştir:
Gerçek şu ki, inkar edenler, (insanları) Allah'ın
yolundan engellemek için mallarını harcarlar; bundan böyle de
harcayacaklar. Sonra bu, onlara yürek acısı olacaktır, sonra bozguna
uğratılacaklardır. İnkar edenler sonunda cehenneme sürülüp toplanacaklardır.
(Enfal Suresi, 36)
Ayette de belirtildiği gibi, inkar edenlerin bütün bu çabaları
Allah'ın izniyle daima boşa çıkacaktır. Bu nedenle Deccal de, ahir
zamanda vereceği bu mücadelede, en ileri teknolojiyi kullansa, maddi
olarak olabildiğine geniş imkanlara sahip olsa da asla istediği
neticeyi elde edemeyecek, sonunda Allah'ın izniyle samimi olarak
iman edenler üstün geleceklerdir. Şunu unutmamak gerekir ki, tüm
gücün ve kuvvetin asıl sahibi Yüce Allah'tır. Rabbimiz, ayetlerde
üstün gelecek olanın daima elçileri ve elçilerine uyanlar olduğunu
haber vermiştir:
Allah, yazmıştır: "Andolsun, Ben galip geleceğim
ve elçilerim de." Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir,
güçlü ve üstün olandır. (Mücadele Suresi, 21)
Salih müminlerin bu üstünlüğü, Allah'ın izniyle, Deccal'in fikren
yenilgiye uğratılıp yok edilmesi, din ahlakına uygun olmayan ideolojilerin
fikren ortadan kaldırılması ve Kuran ahlakının tüm dünyaya hakim
olması ile gerçekleşecektir. Ahir zamanda Rabbimiz, bu kutlu başarıyı
Hz. İsa ve Hz. Mehdi'ye nasip edecek, onların vesilesiyle yeryüzü
İslam ahlakının aydınlığına kavuşacaktır.
Deccal, Birtakım Olağanüstü Güçlerle İnsanları Aldatarak Hz. İsa
ve Hz. Mehdi'nin Tanınmasını Engelleyecektir
Deccal'in hadislerde bildirilen özelliklerinden biri de kendini
bir mürşit gibi hatta bir peygamber gibi tanıtmasıdır. Bu da Deccal'in
kötülüğü organize ederken insanları sözde Allah adına, sanki dini
bir amaç güdüyormuş gibi görünerek yönlendireceğine işaret etmektedir.
(En doğrusunu Allah bilir). Hadislerde yer alan açıklamalara göre,
Deccal en sonunda da sözde ilahlığını iddia edecektir (Allah'ı tenzih
ederiz). Bu konuyu bildirilen hadislerden biri şöyledir:
(Deccal) Çıktığı zaman ... herkes ONU
SAHİCİ BİR MÜRŞİT SANIP peşine takılacak, sonra Küfe'ye gelince
aynı şekilde çalışmalarını sürdürecek, DERKEN PEYGAMBERLİK İDDİA
EDECEK... Bunu gören akıl sahibi kişiler ondan ayrılacaklar... Daha
sonra ULUHİYET (ilahlık) DAVASINDA bulunacak... Haşa "Ben Allah'ım"
diyecek... (Taberani bunu Sahabi olan b. Mu'temer'den böyle rivayet
etmiştir.) 128
Bir başka hadiste ise, Deccal'in bu sapkınlığı şöyle haber verilmektedir:
O (Deccal) önce: "BEN BİR PEYGAMBERİM",
diyecektir. Halbuki benden sonra hiçbir peygamber yoktur. Sonra
ikinci bir iddiada bulunarak: "BEN RABBİNİZİM", diyecektir.
Halbuki siz ölünceye kadar Rabbinizi göremezsiniz.. 129
Hadislerde verilen bilgilerden de açıkça anlaşıldığı gibi, Deccal kendisini safha safha gösterecektir. (En doğrusunu Allah bilir). Asıl düşüncesi kendisinin sözde ilah olduğudur. Ancak bunu ilk planda açıkça ifade etmesi durumunda planlarının zarar görebileceğini düşündüğünden, bu konuda insanlara yavaş yavaş telkinde bulunur. Bu nedenle önce yol gösterici, sonra peygamber, ardından da sözde ilah olduğunu ilan eder.
Tüm bu aşamalarda ise Deccal şeytanın telkinleriyle hareket eder. Peygamber
Efendimiz (sav), Deccal'in dostunun ve yardımcısının şeytan olduğunu,
Deccal'in batıla dayalı mücadelesinde şeytan ve dostlarından yardım
alacağını bildirmiştir. Peygamberimiz (sav) ayrıca Deccal'in, şeytanın
da yardımı ve desteğiyle kendisinin sözde ilah olduğu yalanını insanlar
arasında yayacağını haber vermiştir:
... ŞEYTANLAR ONA: "NE İSTERSEN
SÖYLE, YAPALIM!" diyecekler. O da: "Haydi gidin, insanlara
benim onların Rabbi olduğumu söyleyin!" deyip her birini bir
tarafa salacak...130
Hadislerde Deccal'in sözde ilahlığını iddia ederken şeytanın da
yardımıyla bazı aldatıcı yöntemler kullanarak, birtakım olağanüstü
güçlere sahip olacağı haber verilmiştir. Bu hadislere göre Deccal,
kendisinin ilah olduğu sapkınlığını öne sürerken kendince bunu delillendirmek
için insanlara, kendisini ölüleri diriltiyor gibi gösterecektir.
Hadislerde, Deccal'in hileleri arasında "ölü develeri
diriltmiş gibi göstererek bir topluluğu kendisine inandırdığı"
131 bir başka kişiyi "anne babasını
diriltmiş gibi göstererek kandırdığı" ve "testereyle parçalara
ayırdığı bir kişiyi yeniden dirilteceğini söylediği" gibi bilgiler
sayılmaktadır. Konuyla ilgili hadislerden bazıları şu şekildedir:
Fitnesinden birisi de şudur: O, bir
bedeviye: "Söyle bakayım! Eğer ben senin için ananı ve babanı
diriltirsem benim senin Rabbin olduğuma şehadet eder misin?"
diyecek. Bedevi de: "Evet," diyecek. Bunun üzerine iki
şeytan onun babası ve anası suretlerinde ona görünecekler...132
"Şimdi ben bu adamı öldürür, sonra diriltirsem, benim
uluhiyet (ilahlık) iddiası işinde şüphe eder misiniz?" diye
sorar. 133
Onun bir fitnesi de şudur: O, tek bir kişiye musallat kılınarak
o kişiyi öldürüp testereyle biçecek. Hatta o kişinin cesedi iki
parçaya bölünmüş olarak (ayrı ayrı yerlere) atılacaktır. Sonra Deccal
(orada bulunanlara): "Şu (öldürdüğüm) kuluma bakınız. Şimdi
ben onu dirilteceğim..." diyecektir. 134
Tüm bu hadislerde de işaret edildiği gibi, Deccal'in bu eylemleri,
taraftar toplamak ve insanları Kuran ahlakından uzaklaştırmak için
yaptığı aldatmacalar ve fitnelerdendir. Deccal'in bu hileleri, İslam
alimleri tarafından "istidrac" yani "Allah'ın
insanları denemek için yarattığı ve kafirlerde görülen yalancı mucizeler"
olarak nitelendirilmiştir. Ancak gördüklerini Kuran ayetleri ve
Peygamberimiz (sav)'in hadisleri doğrultusunda değerlendirmeyen
insanlar bunları adeta birer "mucize" zannedebilirler. Oysa mucize
Allah'ın veli kullarına lütfettiği bir nimettir. Deccal'in yaptığı
hilelerin hepsi ise, insanların denenmesi için Allah'ın Deccal'e
verdiği özelliklerden kaynaklanmaktadır. Dünya hayatı insanların
denenmesi için yaratılmış bir mekandır. Ahir zamanda da Deccal'in
fitneleri ve hileleri pek çok insan için imtihan konusu olacaktır.
Salih müminler, bu hileleri gördüklerinde Deccal'i tanıyıp, onun
hadislerde haber verilen Deccal olduğuna kanaat getirirlerken, insanların
önemli bir kısmı da bu aldatmacalara kapılacaklardır.
İslam alimleri ayrıca, Deccal'in bu ve bunun gibi hileleri hipnotizma ve benzeri
yöntemler kullanarak gerçekleştirebileceğine dikkat çekmişlerdir.
(En doğrusunu Allah bilir). Bediüzzaman Said Nursi, Deccal'in bu
özelliğini şöyle dile getirmiştir:
Büyük Deccal'in ispirtizma nevinden
teshir edici (hipnotize edici) özellikleri bulunur... Sadece dünyayı
maksad edinen bu münkir (inkarcı), mutlak inançsızlıktan çıkan bir
cüret ve cesaretle mukaddesata (kutsal değerlere) hücum eder. İşin
hakikatini bilmeyen halk, bunu harikulade bir iktidar ve cesaret
olarak görür. 135
Bediüzzaman Deccal'in bu yönünü bir başka sözünde de şöyle açıklamıştır:
Ve onların başına geçen en büyükleri,
İSPRİTİZMA VE MANYETİZMANIN HADİSATI NEV'İNDEN (hipnotizma ve cinlerle
bağlantı şeklinde olaylarla) MÜTHİŞ HARİKALARA MAZHAR (sahip) OLAN
DECCAL ise, daha ileri gidip, cebbarane (zorla) suri (hakiki, ciddi
ve samimi olmayan) hükumetini bir nevi rububiyet (Rablik, sahiplik)
tasavvur edip Uluhiyetini (İlahlığını –Allah'ı tenzih ederiz-) ilan
eder...136
Bediüzzaman'ın da sözünde belirttiği gibi, Deccal hipnotizma ve
büyü gösterileri gibi aldatmacalarla, yeterince bilgi sahibi olmayan
veya imanen zayıf olan pek çok kişiyi kandırabilir.
İnkarcıların zaman zaman bu tip yöntemler kullanabileceği Kuran ayetlerinde
de bildirilmiştir. Firavun ve çevresindekiler, Hz. Musa'yı büyücülükle
itham etmeye kalkışmış ve Hz. Musa'nın dönemin en ünlü büyücüleri
ile karşı karşıya gelmesini istemişlerdir. Kendi akıllarınca Hz.
Musa'ya hileli bir düzen kurmuşlar; bu olayla üstün gelebileceklerini
ve böylece Hz. Musa'nın yanındaki müminlerin dağılıp gideceğini
sanmışlardır. Ancak Allah, inkar edenlerin tüm tuzaklarını da olduğu
gibi, Firavun'un bu tuzağını da tam tersine çevirmiştir. Hz. Musa,
Allah'ın takdiriyle, kendisine getirilen büyülere karşı mucizeler
göstermiş ve bu durum, Hz. Musa'nın karşısında bulunan kişilerin
de imanlarına vesile olmuştur. Bu kişiler, daha sonra cesaretleri
ve samimiyetleri ile tüm iman edenlere örnek olacak bir tavır sergilemişlerdir.
Ayetlerde bu olay şöyle bildirilmiştir:
Firavun kavminin önde gelenleri dediler ki: "Bu
gerçekten bilgin bir büyücüdür. Sizi topraklarınızdan sürüp-çıkarmak
istiyor. Bu durumda ne buyuruyorsunuz?" Dediler ki: "Onu ve kardeşini
şimdilik bekletiver (vereceğin cezayı ertele), şehirlere de toplayıcılar
yolla, bütün bilgin büyücüleri sana getirsinler." Sihirbazlar
Firavun'a gelip dediler ki: "Eğer biz galip olursak, herhalde
bize bir karşılık (armağan) var, değil mi?" "Evet" dedi, "(O zaman)
Siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız." Dediler ki: "Ey
Musa (ilkin) sen mi atmak istersin, yoksa biz mi atalım?" (Musa:)
"Siz atın" dedi. (Asalarını) atıverince,
insanların gözlerini büyüleyiverdiler, onları dehşete düşürdüler
ve (ortaya) büyük bir sihir getirmiş oldular. (Araf Suresi,
109-116)
Ayetlerde de haber verildiği gibi, Hz. Musa'nın karşısındaki kişiler,
izleyen tüm insanları etkisi altına alan hatta onları korkuya düşüren
bir olay sergilemişlerdir. Deccal de tıpkı bu kıssada bildirilen
şekilde bir yöntemle insanları etkisi altına alıp, onları kendi
sahte gücüne inandıracak olabilir. (En doğrusunu Allah bilir). Ancak
hiç unutmamak gerekir ki, her ne kadar bazı insanlar bu hilelere
aldanıp, Deccal'in geçici gücünün etkisi altına girseler de hak
muhakkak ortaya çıkacak ve Deccal'in tüm düzenleri -Allah'ın izniyle-
yerle bir olacaktır.

104 Et-Tebrizi, Veliyüddin Muhammed
bir Abdillahi’l-Hatibi’l-Ömeri, Mişkatü’l-Mesabih, Dımeşk:
1382/1962, 3:38.2
105 Hakim, Müstedrek No. 1230, 1/478
106 Şualar, s. 588-589
107 Kastamonu Lahikası, s. 80-82
108 Sözler, s. 343-344
109 Şualar, s. 594
110 Hizmet Rehberi, s. 86
111 Ebu Davud, Fiten 4244, 2/497; İbni Ebi Şeybe, Musannef,
Fiten: 5, 8/591
112 İbn-i Mace, 4075, 4076; Tırmizi, Fiten: 59, no.
2240, 4/510
113 Müslim; Büyük Fitne Mesih-i Deccal, Saim Güngör,
s. 13
114 İmam-ı Ahmed. Ebu Davud. Hakim; Büyük Fitne Mesih-i
Deccal, Saim Güngör, s. 99
115 Ebu Davud, Melahim: 14; Kıyamet Alametleri, İsmail
Mutlu, s. 82
116 Kıyamet Alametleri, s. 214
117 Kıyamet Alametleri, s. 214
118 Kıyamet Alametleri, 9. baskı, s. 231
119 Kıyamet Alametleri, İsmail Mutlu, s. 92-93
120 Mektubat, s. 55
121 Mektubat, s. 513
122 Emirdağ Lahikası, s. 259
123 Şualar, s. 678
124 Mesnevi/Tercüme: A.Bad?ll? s. 246
125 Müslim, Fiten: 110; Ebu Davud, melahim: 14; Tirmizi,
Fiten: 59; İbni Mace, Fiten: 33, Müsned, 6: 455-456
126 Hakim, Müstedrek, 4: 529-530
127 Hakim, Müstedrek, 4: 529-530; Nursi, s. 509; Şaban
Döğen, Mehdi ve Deccal, Gençlik Yayınları, İstanbul,
s. 76-77
128 Kıyamet Alametleri, s. 212
129 Sünen-i İbni Mace, 4077
130 Kıyamet Alametleri, s. 212-213
131 Müsned, VI, 455-6
132 Sünen-i İbni Mace, 4077
133 Sahih-i Buhari, Cilt 15, Syf.6981
134 Sünen-i İbni Mace, 4077
135 Nursi, A.g.e., s. 513-515; Mehdi ve Deccal, Şaban
Döğen, s. 74-75
136 Mektubat, s. 55 |
|
|