
HZ. İSA İKİNCİ
KEZ YERYÜZÜNE GELDİĞİNDE NEDEN TANINMAYACAKTIR?
z.
İsa yeryüzüne ilk gelişinde -bütün peygamberler gibi- insanlara
bir ve tek olan Allah'a ibadet etmelerini, inkardan, şirkten ve
her türlü kötülükten uzak durmalarını öğütlemiştir. Hz. İsa'nın
çağrısına uymayanlar, bu kıymetli insana engel olmak istemiş, bu
amaçla da onun ve çevresindeki müminlerin üzerinde baskı kurmuşlardır.
Bu çabaları sonuçsuz kaldığında ise Hz. İsa'yı öldürmeye karar vermişlerdir.
Ancak bu girişimleri de boşa çıkmıştır. Kuran ayetlerinde açıkça
bildirildiği üzere, bu kimseler Hz. İsa'yı öldürememişlerdir; onlara
onun bir benzeri gösterilmiştir. Rabbimiz'in bir mucizesi olarak,
Hz. İsa'yı ihbar eden kişi, Hz. İsa'nın yerine öldürülmüştür. Allah
Hz. İsa'yı, bilinen biyolojik anlamda canını almadan Kendi Katına
yükseltmiştir. Bir ayette bu konu şu şekilde bildirilmektedir:
Ve: "Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı
gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle de (onlara ceza verdik.)
Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun)
benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler,
kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka
buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler.
(Nisa Suresi, 157)
Hz. İsa'nın ölmediğini ve Rabbimiz'in Katına yükseltildiğini haber
veren ayetlerden bir diğeri ise şu şekildedir:
... seni (Hz. İsa) Kendime yükselteceğim, seni
inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana (Hz. İsa'ya) uyanları
kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim. Sonra dönüşünüz
yalnızca Banadır, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda
Ben hükmedeceğim. (Al-i İmran Suresi, 55)
Hz. İsa'nın ahir zamanda ikinci kez yeryüzüne gelişi, Kuran ayetlerinde
ve Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinde bize bildirilen kutlu
bir müjdedir. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, Hz. İsa geldiğinde
çok az sayıda insan kendisini tanıyacak ve ona tabi olacaktır. İnsanların
büyük çoğunluğu ise birtakım telkinlerin ve yalanların etkisi, toplumların
içinde bulundukları koşullar, bilgisizlik veya yanlış bilgilendirme
gibi bazı nedenlerle Hz. İsa'dan uzak duracaklardır.
Sitenin bu bölümünde insanların neden Hz. İsa'yı tanıyamadıkları
ya da tanıdıkları halde tanımazlıktan geldikleri ve bu mübarek peygamberin
yaptığı şerefli mücadeleyi göz ardı ettikleri açıklanacaktır. Ancak
bundan önce şu gerçeği hatırlatmak gerekir ki, birtakım insanların
Hz. İsa'yı tanımamaları ve ona destek olmamaları, Hz. İsa'nın büyük
fikri mücadelesinin Allah'ın yardımı ve izniyle mutlaka başarıya
ulaşmasını engelleyemeyecektir. Müslümanlar, Rabbimiz'in yaklaşık
iki bin yıl sonra bir peygamberini yeniden yeryüzüne gönderecek
olmasının heyecanını, şevkini ve neşesini yaşamakta asla gevşekliğe
kapılmamalıdırlar. Allah'ın takdir ettiği vakit gelip de bu kutlu
elçi yeniden dünyaya döndüğünde, kendisinin yardımcısı ve destekçisi
olmak şerefine erişmek için dua etmek ve bu döneme en güzel şekilde
hazırlanmak ahir zamanda yaşayan inananların en önemli sorumluluklarından
biridir.
Sahte Mesihlerin Ortaya Çıkması,
Hz. İsa'nın Tanınmasını Engelleyecektir
Hz. İsa'nın yeryüzüne ikinci kez gelişi, hem çok büyük bir mucize
hem de çok sevinçli bir müjdedir. Elçiler ve peygamberler gönderilmesi,
"Andolsun ki Allah, müminlere, içlerinde kendilerinden
onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur…"
(Al-i İmran Suresi, 164) ayetinde de buyrulduğu gibi, Rabbimiz'in
insanlara bir lütfu ve nimetidir. Dolayısıyla, iman edenler Hz.
İsa'nın yeniden yeryüzüne gelişini şevkle ve heyecanla beklemektedirler.
Ancak hadislerde bildirildiğine göre, Hz. İsa'nın gelişinden önce
sahte mesihler ortaya çıkacaktır. Bu gibi kişilerin ortaya çıkması
insanların Hz. İsa yeniden yeryüzüne geldiğinde bu durumu şüphe
ve tereddüt ile karşılamalarına neden olabilir. Oysa bu son derece
yersiz bir şüphedir. Çünkü;;
Birincisi; sahte mesihlerin çıkışı Hz. İsa'nın
geliş alametlerindendir. Pek çok hadiste buna işaret edilmiştir.
Bir hadis-i şerifte şöyle bildirilmektedir:
| Her
biri Allah'ın Resulü olduğunu iddia eden otuza yakın yalancı
gönderilmedikçe kıyamet kopmayacaktır.16 |
Bu durumda, sahte mesihlerin ortaya çıkışı insanların şüphe veya
endişeye kapılmalarını gerektiren bir durum değil, tam tersine Hz.
İsa'nın gelişinin yakınlaştığına işaret ettiği için heyecan ve şevk
duymaları gereken önemli bir işarettir.
İkincisi; samimi olarak iman edenlerin sahte mesihlere
aldanmaları hiçbir şekilde mümkün değildir. Çünkü, Allah'ın izniyle,
Hz. İsa geldiğinde üstün ahlakı, peygamberlere has heybeti, nuru,
derin imanı ve hikmetli tavırlarıyla salih müminler tarafından hemen
tanınacaktır. Samimi müminlerin Hz. İsa'yı tanıyabilmeleri için
hiçbir ispata gerek olmayacaktır. Sahte mesihlerin kendilerini ispata
çalışmaları ise onların sahteliklerinin en açık delilidir.
Hz. İsa'nın delillerinden biri, yaptığı hayırlı faaliyetler olacaktır.
Allah'ın izniyle dinsiz akımları, inkarın ve ahlaksızlığın insanlar
arasında yayılması için çaba sarf edenlerin sahip oldukları ideolojileri
fikri açıdan çok büyük bir bozguna uğratacaktır.
Unutulmamalıdır ki, sahte mesihlerin bir kısmı çıkmıştır, bir kısmı
da ilerleyen yıllarda çıkacaktır. (En doğrusunu Allah bilir). Ancak
Peygamberimiz (sav) yalancıların ardından Hz. İsa'nın geri dönüşünü
de müjdelemiştir.
Yeryüzüne Bir İnsan Olarak
Değil, "Şahs-ı Manevi" Olarak Geleceğinin
Öne Sürülmesi, Hz. İsa'nın Tanınmasını Engelleyecektir
Bediüzzaman Said Nursi eserlerinde Hz. İsa'nın yeryüzüne ikinci
kez geleceği konusuna geniş yer vermiştir. Ancak SaidNursi'nin bu
konuyu anlatırken kullandığı "şahs-ı manevi" kavramı günümüzde
gerçek anlamından farklı bir şekilde anlaşılabilmektedir. Bediüzzaman'ın
kullandığı şahs-ı manevi ifadesi, Hz. İsa'nın yeryüzüne bir "zat"
olarak değil, bir "şahs-ı manevi" olarak geleceği şeklinde
yorumlanabilmektedir. Bu inanış, insanların Hz. İsa'yı tanımalarını,
bu kutlu insanı karşılamak için hazırlık içinde olmalarını engelleyen
nedenlerden biri olabilir. Oysa Bediüzzaman'ın Hz. İsa'nın bir şahs-ı
manevi olarak değil, bir şahıs olarak yeryüzüne ikinci kez geleceği
ve Hz. Mehdi ile birlikte tüm yeryüzüne barış ve huzuru hakim kılacağına
dair açıklamaları son derece açıktır.
Her peygamberin ve elçinin çevresinde onun maneviyatının tecellisi
olan bir şahs-ı manevi oluşur. O elçiye tabi olan, onu örnek alan,
onun tebliğini izleyenlerin oluşturduğu bir kitle ve hareket de,
onun şahs-ı manevisini oluşturur. Ancak şu çok açıktır ki, bir şahıs
olmadan onun şahs-ı manevisinden de söz edebilmek mümkün değildir.
Her mümin topluluğunun bir önderi olduğu Allah'ın Kuran'da bildirilen
bir adetullahıdır. Dolayısıyla Bediüzzaman Said Nursi de şahs-ı
manevi terimini Kuran'ın adetullahında olduğu şekilde kullanmıştır.
Nitekim Bediüzzaman Said Nursi kendi talebeleri ve eserleri için
de şahs-ı manevi tabirini kullanırken, bu şahs-ı manevinin başında
yine kendisi bulunmaktadır. Risale-i Nur'un şahs-ı manevisine, eserleriyle
onu takip eden talebeler de dahildir, ama nur hareketinin önderi
Bediüzzaman da bu ifadeden ayrı tutulamaz.
Bunun yanı sıra Allah Kuran ayetlerinde, tarih boyunca yaşamış
olan her topluluğa mutlaka kendilerine hak dini anlatan, doğruyu
ve yanlışı gösteren elçiler gönderildiğini bildirmiştir. Kuran'da,
gönderilen elçiler hakkında daha pek çok detaylı bilgi verilmiştir.
Yaşadıkları olaylar, aileleri, eşleri, çocukları, Allah'a olan samimi
imanları ve duaları ile ilgili ayetlerde çeşitli bilgiler yer almaktadır.
Tüm bu bilgiler bize, "tarih boyunca hiçbir elçi, nebi
veya resulün bir şahs-ı manevi olarak gönderilmediğini, tüm elçilerin
birer şahıs olarak geldiklerini" göstermektedir. Aynı
şekilde Peygamberimiz (sav)'den sonra gelen ve İslam tarihinde
yer alan hiçbir müceddid veya müçtehid de bir şahs-ı manevi olarak
gönderilmemiştir. Kuran'ın adetullahında tüm elçilerin,
tüm müceddidlerin insanları uyarıp korkutacak, onları Allah'ın rızası,
rahmeti ve cennetiyle müjdeleyebilecek, onlara doğruyu yanlıştan
ayıracak bir hidayet rehberi olabilecek birer şahıs olarak gönderildikleri
görülmektedir.
Kuşkusuz ki yüzyıllardır süregelen Kuran'ın bu adetullahı, tüm
İslam tarihinde olduğu gibi ahir zamanda gelecek olan Hz. İsa için
de söz konusudur. Hz. İsa da yeryüzüne tekrar geldiğinde, yine ona
yakın kişilerden oluşan bir cemaati olacak, başlarında da Hz. İsa
olacaktır. Şahıs olmadan şahs-ı manevisi olması tüm diğer elçilerde
olduğu gibi, Hz. İsa için de söz konusu değildir. Nitekim aşağıda
yer alan Bediüzzaman'ın sözlerinde, bu konunun hiçbir tartışmaya
yer bırakmayacak açıklıkta olduğu kolaylıkla anlaşılmaktadır.
I. SÖZ
...
Hazret-i İsa Aleyhisselam, İsevilik şahs-ı manevisini temsil
ederek, dinsizliğin şahs-ı manevisini temsil eden Deccal'ı
öldürür (yok eder)...17 |
Bediüzzaman bu sözünde İsevilik şahs-ı manevisinin ne olduğunu
açıklamaktadır. Bir şahs-ı manevinin bir şahs-ı maneviyi temsil
etmesi mümkün değildir. Dolayısıyla buradan şu iki sorunun cevabı
çok açık olarak anlaşılmaktadır:
İsevilik şahs-ı manevisini bir kişi temsil ediyor.
Bu kimdir?
Hz. İsa.
Hz. İsa kimi temsil ediyor?
İsevilik şahs-ı manevisini.
Bu soruların cevapları da yine Bediüzzaman'ın Hz. İsa'dan ve şahs-ı
manevisinden ayrı kavramlar olarak bahsettiğini açıkça ortaya koymaktadır.
II. SÖZ
...
ancak harika ve mu'cizatlı (mucizeler sahibi) ve umumun makbulü
(umumun kabul ettiği) bir zat olabilir ki: O zat, en ziyade
alakadar ve ekser (birçok) insanların peygamberi olan Hazret-i
İsa Aleyhisselam'dır...18 |
Bediüzzaman'ın bu açıklamasında Hz. İsa için "bir
zat" ifadesi kullanılmıştır; iki veya üç değil. Sonra
da "o zat" diye devam edilerek burada
bahsedilenin bir şahs-ı manevi değil, bir şahıs olarak gelecek olan
Hz. İsa olduğu tekrar vurgulanmıştır. Tüm bunlar hep "tekil"
ifadelerdir; ve tümünde de bir şahs-ı maneviden değil, "tek
bir şahıstan" bahsedilmektedir.
Bediüzzaman burada ayrıca Deccal'in yaptıklarını ortadan kaldırabilecek
"mucize sahibi bir kişi"nin gerekliliğinden
bahsetmiştir. Bu, mucize gösterebilecek tek kişinin de Hz. İsa olduğunu
söylemiştir. Bir şahs-ı manevinin mucize göstermesi mümkün olmayacağı
için burada da Hz. İsa'dan yine bir zat olarak bahsedildiği çok
açıktır.
III. SÖZ
Hatta
"Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir. Hazret-i Mehdi'ye namazda
iktida eder, tabi olur." diye rivayeti, bu ittifaka (birleşmeye)
ve hakikat-ı Kur'aniyenin metbuiyetine (Kur'an hakikatlerine
uyulmasına, tabi olunmasına) ve hakimiyetine işaret eder.19
|
Bediüzzaman'ın bu sözünde Hz. İsa'nın Hz. Mehdi ile birlikte namaz
kılacağı belirtilmiştir. Pek çok sahih hadiste de yer alan bu ifade,
Hz. İsa ile Hz. Mehdi'nin karşılıklı diyalog içerisinde olacaklarını
ve bizzat dünyevi bedenleri ile müminlerin başında bulunacaklarını
göstermektedir.
Ayrıca bu izah da yine Hz. Mehdi'nin ve Hz. İsa'nın birer şahs-ı
manevi değil, birer kişi olarak zuhur edeceklerini açıklayan bir
başka delildir. Hz. İsa, yeryüzüne önceki gelişinde namaz ibadetini
yerine getirdiği gibi ikinci kez gelişinde de Allah'ın izniyle bu
ibadetine devam edecektir. Kuran'da bu konu şöyle bildirilmektedir:
(İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum.
(Allah) Bana Kitab'ı verdi ve beni peygamber kıldı. Nerede olursam
(olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana
namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti." (Meryem Suresi,
30-31)
Bediüzzaman'ın eserlerinde kullandığı "şahs-ı manevi"
kavramı konusundaki yanlış anlaşılmaya açıklık kazandıran bu izahlara
daha pek çok örnek vermek mümkündür. Ancak bunlardan sadece birkaç
tanesi bile, Hz. İsa'nın ve Hz. Mehdi'nin ahir zamanda beraberlerindeki
mümin topluluklarının şahs-ı manevisi ile birlikte, onlara önderlik
ederek zuhur edeceklerinin anlaşılması için yeterlidir. (Ayrıntılı
bilgi için bkz Şahsı
Manevi Yanılgısı, Adem Yakup)
Bediüzzaman tüm bu sözlerinde "Hz. İsa ve cemaatinin şahs-ı
manevisi" olarak iki ayrı kavramdan bahsetmektedir. Bu "ikisinin
biraraya gelmesinden şahs-ı manevi kavramının oluştuğunu",
ancak bu mübarek ve kutlu peygamberin şahs-ı manevisiyle birlikte,
bizzat beraberlerindeki müminlere önderlik edeceğini açıklamaktadır.
Bediüzzaman Said Nursi, Hz. İsa'nın, kendisinden önce gelip geçmiş
tüm elçiler ve peygamberler gibi cismani bir şahıs olacağını sözlerinde
pek çok defa açıkça ifade etmiştir.
Buraya kadar anlatılanlardan anlaşıldığı gibi, "şahs-ı manevi"
kavramını, onun önderi olan, başındaki şahıstan ayrı, müstakil ve
bağımsız değerlendirmek büyük bir hata olur. Kuran'da bahsi geçen
tüm mümin topluluklarının başında bir elçi ya da önder yer almaktadır.
Ahir zamanda da Kuran ahlakının tüm yeryüzüne hakim olması gibi
dünya tarihinin çok müstesna bir döneminde müminlerin öndersiz,
kendi halinde bir topluluk olarak kalmaları Kuran'da bildirilen
adetullaha uygun değildir. (En doğrusunu Allah bilir). Hz. İsa ahir
zamanda yeryüzüne tekrar gelecek, müminlere önderlik edecek ve Hz.
Mehdi ile birlikte İslam'ın nurunun tüm insanları aydınlatmasına
vesile olacaklardır.
Çevresinde, Geçmişte Olduğu
Gibi İnkara Eğilimli İnsanlar Olması,
Hz. İsa'nın Tanınmasını Engelleyecektir
Hz. İsa yeniden dünyaya geldiğinde, geçmişte olduğu gibi, çevresinde
yine inkara eğilimli insanlar olabilir. Bu insanlar Hz. İsa'nın
tanınmaması için gizli ve açık birtakım faaliyetler yürütebilirler.
Hz. İsa, dünyaya ilk gelişinde inkar edenlere karşı verdiği büyük
mücadelenin yanı sıra, Yahudi toplumu içindeki sözde din adamlarına
ve çevresindeki münafıklara karşı da mücadele vermiştir. Kuran'da
Hz. İsa'nın çevresinde inkara eğilimli insanlar olduğuna şöyle işaret
edilmiştir:
Nitekim İsa, onlarda inkarı sezince, dedi
ki: "Allah için bana yardım edecekler kimdir?"... (Al-i İmran
Suresi, 52)
Ayetten de anlaşıldığı üzere, Hz. İsa, çevresindeki bazı insanların
inkar etmeye ve inkarcı ahlakına benzer bir ahlak göstermeye eğilimli
olduklarını hissetmiş ve "yardımcılarının kimler" olduğunu
sormuştur. Allah'a gönülden iman eden, Hz. İsa'ya itaat edip teslim
olmuş salih müminler de Hz. İsa'nın yardımcısı olduklarını söylemişlerdir:
... Havariler: "Allah'ın yardımcıları biziz;
biz Allah'a inandık, bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza şahid
ol" dediler. "Rabbimiz, biz indirdiğine inandık ve elçiye
uyduk. Böylece bizi şahidlerle beraber yaz." (Al-i İmran
Suresi, 52-53)
Bu durum, Hz. İsa'nın insanları Allah'ın varlığına ve birliğine
iman etmeye ve gerçek din ahlakını yaşamaya davet ederken ne kadar
zorlu bir ortam içinde bulunduğuna işaret etmektedir. Bu ayetlerden
sonra gelen ayette ise, inanmayanların Hz. İsa'ya bir tuzak kurmuş
oldukları haber verilmektedir:
Onlar (inanmayanlar) bir düzen kurdular. Allah
da (buna karşılık) bir düzen kurdu. Allah, düzen kurucuların en
hayırlısıdır. (Al-i İmran Suresi, 54)
Ancak ayette de müjde verildiği gibi Hz. İsa'ya kurulan tuzağı
Rabbimiz bozmuş ve inkarcıların hedeflerine ulaşmalarına izin vermemiştir.
Hz. İsa ikinci kez yeryüzüne geldiğinde de, çevresindeki inkara
eğilimli kişiler, insanların onu tanımaması ve ona itaat etmemeleri
için çeşitli tuzaklar kurabilirler. Ancak, Allah'ın izniyle, geçmişte
inkarcıların kurdukları tuzaklar nasıl boşa çıktıysa, Hz. İsa yeniden
geldiğinde bu mübarek peygambere karşı kurulan tüm tuzaklar da boşa
çıkacaktır.
Önde Gelenlerin Toplum Üzerindeki
Baskısı,
Hz. İsa'ya Uyulmasını Engelleyecektir
Kuran'da toplumun önde gelenlerinin büyük kısmının, gönderilen
elçilere ve onların tebliğ ettiği hak dine karşı mücadele içinde
oldukları haber verilmiştir. Bu durum Enam Suresi'nin 123. ayetinde
şu şekilde bildirilmiştir:
Böylece Biz, her ülkenin önde gelenlerini -orada
hileli- düzenler kursunlar diye- oranın suçlu-günahkarları kıldık.
Oysa onlar, hileli-düzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun
şuuruna varmazlar. (Enam Suresi, 123)
Rabbimiz'in bu ayeti tarih boyunca yaşamış olan pek çok toplumda
tecelli etmiştir. Hz. Musa kavmini doğru yola davet ettiğinde, dönemin
önde gelenleri olan Firavun ve yakın çevresi Hz. Musa'nın tebliğine
engel olmak için büyük mücadele vermiştir. Hz. Musa'ya inanılmasını
engelleyebilmek için, ona inananların erkek çocuklarını katletmiş,
ellerini ve ayaklarını çaprazlama kesmekle tehdit etmiş, iman edenlere
çeşitli zulümler yapmıştır. Hz. İbrahim insanları yalnızca Allah'a
iman etmeye çağırdığında ise, dönemin önde gelenleri onu ateşe atmaya
kalkışmışlardır. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in döneminde
de bu durum değişmemiş, yaşadığı toplumun önde gelen sınıfının baskıları
süregelmiştir. Başta Ebu Leheb ve yakın çevresi olmak üzere, Peygamberimiz
(sav)'e karşı olan Mekkeli müşrikler, sahabeleri, Hz. Muhammed (sav)'e
itaat etmekten alıkoymak için büyük zulüm ve eziyetler yapmışlardır.
Tüm bu baskı ve eziyetler, peygamberler ilk geldiklerinde kendilerine
çok az sayıda insanın uymasına, toplumun büyük kısmının ise hak
dini tebliğ eden bu kıymetli insanlardan uzak durmasına neden olmuştur.
Hz. İsa da yeryüzüne ilk gelişinde, dönemin önde gelenlerinin neden
olduğu baskı ve zorluklarla karşılaşmıştır. Nitekim Hz. İsa'ya sayıca
çok az oldukları bilinen havariler dışında kimsenin tabi olmamış
olması da bu durumun önemli göstergelerindendir. Tüm bu bilgiler,
Hz. İsa ikinci kez yeryüzüne geldiğinde de benzer bir ortamla karşılaşabileceğine
işaret etmektedir. Kuran'da, tarih boyunca pek çok toplumun önde
gelenlerinin din ahlakına karşı yoğun bir mücadele verdikleri haber
verilmiştir. Allah Kuran'da şu şekilde bildirmektedir:
Biz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdikse, mutlaka oranın
'refah içinde şımaran önde gelenleri': "Gerçekten biz, sizin kendisiyle
gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz" demişlerdir. (Sebe Suresi, 34)
İşte böyle, senden önce de (herhangi) bir memlekete bir
elçi göndermiş olmayalım, mutlaka onun 'refah içinde şımarıp azan
önde gelenleri' (şöyle) demişlerdir: "Gerçekten biz, atalarımızı
bir ümmet (din) üzerinde bulduk ve doğrusu biz, onların izlerine
(eserlerine) uymuş kimseleriz." (Zuhruf Suresi, 23)
Böylece Biz, her ülkenin önde gelenlerini -orada hileli-
düzenler kursunlar diye- oranın suçlu-günahkarları kıldık. Oysa
onlar, hileli-düzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun şuuruna
varmazlar. (Enam Suresi, 123)
Rabbimiz'in bu ayetleriyle bildirdiği kanunu, Hz. İsa yeniden dünyaya
geldiğinde bir kez daha tecelli edebilir. Toplumun önde gelenleri,
insanları Hz. İsa'ya inanmaktan alıkoyabilmek için çeşitli baskılar
yapabilirler. Bu da insanların Hz. İsa'ya uymaktan çekinmelerine
ve bu mübarek peygamberden uzak durmalarına neden olabilir. Ancak
şunu da hemen belirtmek gerekir ki, samimi olarak Allah'a iman edenleri
hak peygambere tabi olmaktan, Allah'ın izniyle, hiçbir baskı, hiçbir
zorluk alıkoyamaz. Peygamberimiz (sav)'le birlikte yaşama şerefine
erişmiş sahabelerin bu konudaki tavrı tüm Müslümanlara örnek olmalıdır.
Allah Kuran'da, bazı kimselerin Peygamberimiz (sav) ile birlikte
mücadele eden müminleri, mücadelelerinden alıkoymak ve Hz. Muhammed
(sav)'den uzaklaştırabilmek için tedirgin etmeye çalıştıklarını
haber vermiştir. İnkarcıların bu hilesi ve müminlerin bu durum karşısındaki
cevabı ise Kuran'da şu şekilde bildirilmiştir:
Onlar, kendilerine insanlar: "Size karşı
insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun" dedikleri
halde imanları artanlar ve: "Allah bize yeter, O ne güzel
vekildir" diyenlerdir. (Al-i İmran Suresi, 173)
Hz. İsa yeniden yeryüzüne geldiğinde de, insanları bu mübarek peygambere
uymaktan alıkoymaya çalışanlara karşı, samimi müminlerin cevabı
ayette haber verildiği gibi olmalıdır. Rabbimiz'in bu seçkin ve
onurlu elçisi ikinci kez geldiğinde, salih müminler ona gönülden
teslim olup destek olacaklar, Allah'ın izniyle, hiçbir zorluk onları
yıldırmayacaktır.
Hristiyanlığın Dejenere Olmuş Olması,
Hz. İsa'nın Tanınmasını Engelleyecektir
Peygamberlerin tebliğini inkar eden toplumların öne sürdükleri
sözde bahanelerden biri de, peygamberlerin onları geleneksel dinlerinden
uzaklaştırmaya çalıştığı iddiasıdır. Her toplum belirli adet ve
göreneklere, bir kültür birikimine ve geleneksel inançlara sahiptir.
Bu inançları arasında, peygamberlerin tebliğ ettiği hak dinin gereği
olan güzel ahlaka uygun olmayan çeşitli batıl uygulamalar ve hurafeler
de olabilir. Peygamberler ise gönderildikleri toplumları, inançlarının
içine karışmış batıl uygulamalardan ve hurafelerden arındırır, onları
Allah Katında hak olan din ahlakını yaşamaya çağırırlar. Ne var
ki batıl yönlerini biliyor olmalarına rağmen, geleneksel inanç ve
uygulamalarından ayrılmak istemeyen bazı insanlar, peygamberlerin
bu çağrısına uymazlar. Onlar Kuran'da bildirildiği gibi, "atalarının
dinlerine" yani birtakım batıl gelenek ve göreneklerine bağlı
kalmakta ısrar ederler. Kuran'da bu insanların durumu şu şekilde
haber verilmiştir:
Ne zaman onlara: "Allah'ın indirdiklerine
uyun" denilse, onlar: "Hayır, biz, atalarımızı üzerinde
bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız" derler. (Peki) Ya atalarının
aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler? (Bakara
Suresi, 170)
Bu insanların atalarının dinine duydukları bağlılık ise, temelde
kurulu düzenlerinin bozulmasından endişe etmelerinden kaynaklanmaktadır.
Menfaatlerini, makam ve mevkilerini, sözde toplum içerisindeki itibarlarını
üzerine kurdukları tüm sistemin alt üst olması bu insanlar için
kabul edilebilir bir durum değildir. Bu nedenle de, peygamberlerin
tebliğ ettiği hak dini kendileri için büyük bir tehlike olarak görür
ve var güçleriyle peygamberlere karşı mücadele yürütürler. Bu ahlaktaki
insanların, tarih boyunca gönderilmiş tüm elçilere aynı şekilde
karşı geldikleri Kuran'da şöyle haber verilmiştir:
İşte böyle, senden önce de (herhangi) bir memlekete
bir elçi göndermiş olmayalım, mutlaka onun 'refah içinde şımarıp
azan önde gelenleri' (şöyle) demişlerdir: "Gerçekten biz,
atalarımızı bir ümmet (din) üzerinde bulduk ve doğrusu biz, onların
izlerine (eserlerine) uymuş kimseleriz." (Zuhruf Suresi,
23)
Hz. Şuayb'a, Hz. Nuh'a, Hz. Musa'ya, Hz. Lut'a, Hz. Süleyman'a,
Hz. İbrahim'e ve sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'e bu şekilde
karşı çıkan insanlarla benzer ahlaka sahip olanlar, Hz. İsa ikinci
kez yeryüzüne geldiğinde ona da aynı nedenle karşı çıkacak olabilirler.
Ve bu insanların içerisinde bulundukları topluma yapacakları sahte
telkinler, büyük çoğunluğun da Hz. İsa'yı tanıyamamasına neden olacak
olabilir.
Bunun yanı sıra, Hz. İsa ikinci kez geldiğinde İslam ile hükmedecektir.
Bu durum, özellikle pek çok batıl gelenek ve inanca sahip olan bazı
Hristiyanlar tarafından şaşkınlıkla karşılanabilir. Oysa, Hz. İsa
onları doğruya ve kurtuluşa davet edecektir. Ancak bu durumu kavrayamamaları
bu kimseleri büyük bir yanılgıya sürükleyecek olabilir. (En doğrusunu
Allah bilir).
Bazı Hristiyanların bu konuda yaşayacağı tedirginliğin ve şaşkınlığın
temelinde ise, Hristiyanlığın, Hz. İsa'nın Allah Katına yükseltilmesinin
ardından başta Hz. İsa'nın Allah'ın oğlu olduğu (Allah'ı tenzih
ederiz) ve teslis (Allah'ı tenzih ederiz) gibi sapkın inanışlar
olmak üzere büyük tahribata uğraması yer almaktadır. Bu kişiler
Hristiyanlığı tahrif edilmiş haliyle muhafaza edebilmek için, Hz.
İsa'nın Allah'ın varlığını ve birliğini tebliğ etmesine, kendisinin
de Allah'ın bir kulu ve yalnızca peygamberi olduğunu haber vermesine
ve onları İslam ahlakına davet etmesine karşı gelecek olabilirler.
Atalarından öğrendikleri bu batıl dini sürdürmek isteyenler, Hz.
İsa'nın tanınmasını ve hak dini tebliğ etmesini engellemek için
büyük uğraşlar verecek olabilirler. Firavun ve yakın çevresi de,
Hz. Musa kendilerini doğruya davet ettiğinde, benzer bir şekilde
atalarının sapkın dininden vazgeçmek istememiş ve hatta Hz. Musa
ve Hz. Harun'u çirkin iftiralarla engellemeye çalışmışlardır. Kavminin
Hz. Musa'nın tebliği karşısındaki bu tutumu Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
Onlar: "Siz ikiniz, bizi atalarımızı üzerinde
bulduğumuz (yol)dan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun
diye mi bize geldiniz? Biz, sizin ikinize inanacak değiliz"
dediler. (Yunus Suresi, 78)
Ayette bildirildiği gibi, Hz. Musa'nın kavmi hem atalarının batıl
inanışlarına karşı akıl ve mantık dışı bir bağlılık sergilemekte,
hem de inananlara iftira atarak, onların tebliğini kendilerince
etkisiz hale getirmeye çalışmaktadırlar. Hz. İsa Allah'ın izniyle
yeryüzüne gelip, yeniden insanları Kuran ahlakına çağırdığında da
bu ahlaktaki insanlar, bu mübarek peygamberin gerçekte Hz. İsa olmadığı
yalanını ortaya atabilir; bu kutlu peygamberi bunun gibi çeşitli
iftiralarla itham edebilirler. Söz konusu kişilerin bu yöndeki propagandaları,
din ahlakından uzak yaşayan pek çok insanın bu yalanların etkisi
altında kalarak Hz. İsa'yı tanıyamamalarına neden olacak olabilir.
Hristiyanlığın tarihi dejenerasyonunun yanı sıra, ahir zamanda
Deccaliyet'in telkinleriyle, Hristiyan toplumların dinlerinden iyice
uzaklaşmaları da söz konusu olabilir. Bediüzzaman Said Nursi de
eserlerinde, Deccaliyet'in bu toplumları manevi değerlerden uzaklaştırmasına
dikkat çekmiştir:
...
Aynen öyle de, Büyük Deccal şeytanın iğvası (aldatma) ve hükmü
ile şeriat-ı İseviyenin (İsevilik dininin) ahkamını (hükümlerini)
kaldırıp, Hristiyanların hayat-ı içtimaiyelerini (sosyal hayatlarını)
idare eden rabıtaları (bağları) bozarak, anarşistliğe ve Ye'cüc
ve Me'cüc'e zemin hazır eder.20 |
Bediüzzaman'ın bu açıklamalarına göre, Deccaliyet, telkin ve yönlendirmeleriyle,
gerçek İseviliğin hükümlerini ortadan kaldıracak ve Hristiyanların
sosyal düzenlerini sağlayan, onları birarada tutan manevi değerleri
bozacaktır. Bediüzzaman'ın da dikkat çektiği tüm bu koşullar, Hz.
İsa ikinci kez yeryüzüne geldiğinde bazı kimselerin bu mübarek peygamberin
ve onun şerefli mücadelesinin farkına varamamalarına, bazı kimselerin
de belirli amaçlar doğrultusunda kendisini tanımazlıktan gelmelerine
neden olacak olabilir.
Hz. İsa'nın Kuran'la Hükmedecek
Olması
Tanınmasını Engelleyecektir
Hristiyanlar da tıpkı Müslümanlar gibi, Hz. İsa'nın yeniden yeryüzüne
gelişini beklemektedirler. Ancak Hz. İsa ikinci kez yeryüzüne geldiğinde,
Hristiyanlar arasındaki bazı sapkın inanışları ve tahrif edilmiş
batıl uygulamaları ortadan kaldıracak, tüm insanları Kuran'da bildirilen
gerçek din ahlakına davet edecektir.
Tüm peygamberler gönderildikleri toplumlara aynı din ahlakını tebliğ
etmişlerdir. Bütün elçiler, içinde yaşadıkları toplumları yalnızca
Allah'a iman etmeye, O'na kulluk etmeye, O'nu razı edecek bir hayat
yaşamaya davet etmişler; ahiret gününün azabından korunmaları için
halklarına yol göstermişlerdir. Allah'ın tüm peygamberlerine indirdiği
ve peygamberlerin de halklarına tebliğ ettikleri dinin aynı olduğu,
bir ayette şöyle haber verilmektedir:
O: "Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa
düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi,
İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de
teşri etti ... (Şura Suresi, 13)
Dolayısıyla Hz. İsa da, yeniden dünyaya geldiğinde insanları Allah'ın
tüm peygamberlerine indirmiş olduğu hak dine davet edecektir. Bu
hak din, İslamiyet'dir. Dinin Allah Katında İslam olduğu, "Hiç
şüphesiz din, Allah Katında İslam'dır..." (Al-i İmran
Suresi, 19) ayetiyle haber verilmiştir. Hz. İsa da ikinci kez gelişinde
insanlar arasında son hak kitap olan Kuran'la hükmedecek ve Allah'ın
izniyle tüm insanları İslam ahlakında birleştirecektir.
Nitekim Said Nursi de, açıklamalarında Hz. İsa'nın gelişiyle birlikte
Hıristiyanlığın batıl inanışlarından sıyrılarak gerçek İseviliğe
döneceğini haber vermiştir:
İşte
böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda,
Hazret-i İsa Aleyhisselam'ın şahsiyet-i maneviyesinden ibaret
olan hakiki İsevilik dini zuhur edecek (ortaya çıkacak), yani
rahmet-i İlahiyenin semasından nüzul edecek; hal-i hazır Hristiyanlık
dini o hakikata karşı tasaffi edecek (temizlenecek), hurafattan
ve tahrifattan (hurafelerden ve tahriflerden) sıyrılacak,
hakaik-i İslamiye (İslam gerçeği) ile birleşecek; manen Hristiyanlık
bir nevi İslamiyet'e inkılab edecektir. Ve Kuran'a iktida
ederek (uyarak), o İsevilik şahs-ı manevisi tabi (uyan) ve
İslamiyet metbu (uyulan) makamında kalacak; din-i hak bu iltihak
(katılma) neticesinde azim bir kuvvet bulacaktır.21 |
Bediüzzaman'ın sözlerinde belirttiği gibi, Hristiyanlık dini, Hz.
İsa'nın ikinci kez yeryüzüne gelişiyle birlikte, batıl inanışlardan,
hurafelerden ve tahrif olmuş özelliklerinden arınacak ve temizlenecektir.
İsevilik gerçek din olan İslamiyet ile birleşecek, manevi olarak
Hristiyanlık İslamiyet'e dönecektir.
Bu durum, sapkın inanışlarını ve batıl uygulamalarını devam ettirmek
isteyen insanlar tarafından tereddütle karşılanacak ve insanların
büyük bir çoğunluğunun Hz. İsa'yı tanıyamamasına neden olacak olabilir.
Ancak vicdan sahibi, Allah'a samimi olarak iman eden, Allah'tan
korkup sakınan, ahiret gününde hesap vereceğine inanan müminler
ise Hz. İsa'yı gördüklerinde hemen ona iman edecek ve gönülden tabi
olacaklardır.
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) de, Hz. İsa yeniden yeryüzüne
geldiğinde, Müslümanların bu değerli insanın yardımcıları olma şerefine
erişeceklerini haber vermiştir. Peygamberimiz (sav)'in hadis-i şerifinde
şöyle buyrulmaktadır:
...
Beni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki,
elbette Meryem oğlu İsa (kıyamete yakın indirildiği zaman)
benim ümmetimde, kendi (peygamberliği dönemindeki sahabeleri
olan) havarilerine halef (onların yerini tutacak kimseler)
bulacaktır.22 |
Hz. İsa'nın yardımcıları olmak, hiç şüphesiz samimi olarak iman
edenler için hem çok büyük bir müjde hem de önemli bir sorumluluktur.
Hz. İsa'nın destekçisi olmak gibi şerefli bir konuma erişebilmek
tüm iman edenlerin gönülden talebidir.
Geçmişte de Dönemin Sözde
Din Adamları
Hz. İsa'yı Tanıyamamışlardır
Hz. İsa'nın yaşadığı dönemde, Akdeniz tümüyle Roma İmparatorluğu'nun
egemenliği altındaydı. Romalılar Akdeniz çevresinde yaşayan tüm
toplumlar gibi, çok tanrılı batıl bir dine inanıyorlardı. Yahudi
toplumunun içinde de dini farklı şekillerde yorumlayan birçok mezhep
bulunmaktaydı. Allah'ın Hz. Musa'ya vahyettiği hak dinden uzaklaşılmış,
batıl gelenekler ve çarpık inançlar türetilmişti. Hz. İsa yeryüzüne
ilk gelişindeki bu dönemde, hem putperest Helen kültürüyle ve hem
de Yahudiler içindeki bazı müşrik gruplarla çok büyük bir fikri
mücadele içinde olmuş, onlara Allah'ın dinini hikmetli örneklerle
anlatmıştır.
Ancak, Hz. İsa'nın insanları davet ettiği hak yola karşı çıkanların
başında birtakım sözde din adamları yer almıştır. Bu kimseler, Allah'ın
Hz. İsa aracılığıyla insanlara gönderdiği vahiyden rahatsızlık duymuşlardır.
Çünkü Hz. İsa'nın tebliği, hem maddeci bir dünya görüşüne sahip
olanların, hem de samimiyetini kaybederek, şekle ve hurafeye yönelenlerin
yanlış yolda olduklarını göstermekteydi.
Kurulu düzenden menfaat sağlayan bu sözde din adamları, kendilerini
hak olana çağırdığını bildikleri halde Hz. İsa'nın tebliğine uymayı
kabul etmemişlerdir. Söz konusu kişiler, Yahudi toplumu üzerinde
büyük bir otoriteye sahiptiler. Din adamı gibi görünerek herkesten
büyük bir saygı görüyorlardı. Oluşturdukları batıl sistem, onlara
statü ve hatta para kazandıran bir kurum haline gelmişti. Ülkeyi
yönetmekte olan Roma Valisi ile de iş birliği içindelerdi. Bu sayede
Roma'nın kendilerine sağladığı ayrıcalıklardan yararlanmaktaydılar.
Bu şartlar göz önünde bulundurulduğunda, Hz. İsa'nın tebliğinin
neden bu sözde din adamlarını rahatsız ettiği açıkça ortaya çıkmaktadır.
Çünkü Hz. İsa da tüm peygamberler gibi, gönderildiği toplumun insanlarına,
bozuk olan, her türlü ahlaksızlığı meşru gören bu batıl sistemin
kötülüklerini anlatmış, onları bundan vazgeçmeye çağırmıştır. İnsanlara
yaptıkları tüm adaletsizlikleri, haksızlıkları, ahlaksızlıkları
ve putperest dinlerini terk etmelerini sadece Allah için yaşamalarını
tebliğ etmiştir. İnsanlara Allah'tan korkup sakınmayı, Allah'ı sevmeyi,
Allah'a teslim olmayı öğütlemiştir.
İncil'de Hz. İsa'nın, halkın önünde bu sahte din adamlarının sahtekarlıklarını
şu şekilde açıkladığı ifade edilir:
Uzun
kaftanlar içinde dolaşmaktan hoşlanan, meydanlarda selamlanmaya,
havralarda en seçkin yerlere, şölenlerde baş köşelere kurulmaya
bayılan din bilginlerinden sakının. Dul kadınların malını
mülkünü sömüren, gösteriş için uzun uzun dua eden bu kişilerin
cezası daha da ağır olacaktır. (Luka, 20: 46-47) |
Kuran'da ise Hz. İsa'nın Tevrat'ı doğrulamak, Yahudileri batıl
inanış ve uygulamalarından arındırmak için gönderildiği birçok örnekle
haber verilmiştir. Al-i İmran Suresi'nde Hz. İsa'nın tebliği şöyle
haber verilmiştir:
Benden önceki Tevrat'ı doğrulamak ve size haram
kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbiniz'den bir
ayetle geldim. Artık Allah'tan korkup bana itaat edin. Gerçekten
Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz'dir. Öyleyse O'na ibadet
edin. Dosdoğru olan yol işte budur. (Al-i İmran Suresi, 50-51)
Dönemin bazı Yahudi din adamları, kitaplarında yazılı olan Mesih'i
bekliyor olmalarına ve Hz. İsa'nın üstün ahlakına, imanına ve Rabbimiz'in
ona lütfettiği mucizelere şahit olmalarına rağmen Hz. İsa'yı tanımazlıktan
gelmiş ve ona karşı büyük mücadele yürütmüşlerdir. İşte geçmişte
menfaatleri sarsılan bazı sözde din adamlarının Hz. İsa'ya karşı
çıkmaları gibi, Hz. İsa yeniden dünyaya geldiğinde de benzer ahlaka
sahip kişilerin Hz. İsa'ya karşı çıkmaları söz konusu olabilir.
Sözde din adamı görünümünde olan bu kişilerin kendilerince Hz. İsa
aleyhinde konuşmaları ve bu yönde propaganda yapmaları halkın bazı
kesimlerinin de yanlış yönlenmesine sebep olabilir. Oysa samimi
olarak Allah'ın indirdiği dine inanan ve yalnızca Allah rızası için
yaşayan bir insan, Allah'ın izniyle, Hz. İsa'yı gördüğü anda vicdanıyla
hemen bu mübarek peygamberi tanır ve ona tam bir teslimiyetle teslim
olur. Samimi olarak iman edenlerin, makam mevki elde etmek, elde
etmiş oldukları konumları korumak gibi bir kaygı ve endişeleri yoktur.
Salih müminlerin tek istekleri yalnızca Allah'ı razı etmek ve O'nun
hoşnut olacağı bir yaşam sürebilmektir. Hz. İsa geldiğinde de, yine
yalnızca Allah'ın rızasını gözetmelerinden dolayı, Allah'ın izniyle
bu mübarek peygambere tabi olacak ve onu en güzel şekilde destekleyeceklerdir.
Yeryüzüne Beşer Olarak Gelmesi,
Bazı İnsanların Hz. İsa'yı Tanımalarını Engelleyecektir
Hristiyanlığın tahrif edilmiş sapkın inanışlarından biri de, Hz.
İsa'nın sözde ilahlaştırılması (Allah'ı tenzih ederiz) ve Hz. İsa'nın
Allah'ın oğlu olduğunun (Allah'ı tenzih ederiz) iddia edilmesidir.
Bu sapkın inanışlar, bazı insanların Hz. İsa ikinci kez yeryüzüne
geldiğinde, bu mübarek peygamberi tanımalarına engel olabilir. Kuran'da
bu sapkın inanç şu şekilde bildirilmiştir:
Andolsun, "Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler
küfre düşmüştür... (Maide Suresi, 72)
Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah'a
karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa,
ancak Allah'ın elçisi ve kelimesidir. Onu ('Ol' kelimesini) Meryem'e
yöneltmiştir ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve elçisine
inanınız; "üçtür" demeyiniz... (Nisa Suresi, 171)
Hz. İsa da diğer tüm peygamberler gibi, Allah Katında seçkin, onurlu
ve değerli olan mübarek bir beşerdir. Rabbimiz'in tüm insanlara
örnek olacak bir ahlak ve imanla yarattığı bir kuludur. İnsanlara,
şirk koşmadan, bir ve tek olan Allah'a iman etmelerini öğütlemiştir.
Hz. İsa ikinci kez yeryüzüne geldiğinde de, Hristiyanlığı bu tahrif
edilmiş sapkın inanışlardan arındıracaktır. İnsanları, Kuran'da
bildirilen yüce sıfatlarıyla Rabbimiz'e yönelip dönmeye, yalnızca
O'nun rızası için yaşamaya, ahiret gününde hesap vereceklerini unutmamaya,
her türlü batıl inanç ve uygulamayı terk edip gerçek din ahlakını
yaşamaya davet edecektir. Hristiyanlık inancı içerisinde bazı insanların
öne sürdükleri iddiaların büyük bir yalandan ibaret olduğunu, kendisinin
yalnızca bir beşer ve Allah'ın peygamberi olduğunu onlara Hz. İsa'nın
bizzat kendisi açıklayacaktır. Kuran'da Hz. İsa'nın insanlara şirk
koşmadan iman etmelerini bildirdiği şu şekilde haber verilmiştir:
... Oysa Mesih'in dediği (şudur:) "Ey İsrailoğulları,
benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Çünkü
O, Kendisi'ne ortak koşana şüphesiz cenneti haram kılmıştır, onun
barınma yeri ateştir. Zulmedenlere yardımcı yoktur." (Maide
Suresi, 72)
Tarih boyunca inkarcıların iman etmemek ve elçilerin çağrılarına
uymamak için öne sürdükleri batıl iddialardan biri; peygamberlerin
kendileri gibi insanlar oldukları ve bu nedenle onlara inanmayacaklarını
söylemeleridir. Aslında bu ve benzeri batıl mantıklar, bu kimselerin
iman etmemek için öne sürdükleri samimiyetsiz bahanelerdir. Allah
Kuran'da bu ahlaktaki insanların iman etmek için elçilerden mucize
istediklerini ancak, Rabbimiz'in bir lütfu olarak mucizeler gerçekleştiğinde
yine de iman etmediklerini bildirmiştir:
Olanca yeminleriyle, eğer kendilerine bir ayet
gelse, kesin olarak ona inanacaklarına dair Allah'a yemin ettiler.
De ki: "Ayetler, ancak Allah Katındadır." Onlara (mucizeler) gelse
de kuşkusuz inanmayacaklarının şuurunda değil misiniz? (Enam Suresi,
109)
Nitekim inkar edenlerin, geçmiş toplumlara gönderilmiş elçilere
verdikleri cevaplar da, bu kimselerin sapkın mantık örgülerini bir
kez daha gözler önüne sermektedir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)
de toplumunu din ahlakını yaşamaya çağırdığında onlardan benzer
cevaplar almıştır. Bu kimselerin gösterdikleri sapkın tavır Kuran'da
şöyle haber verilmektedir:
Dediler ki: "Bu elçiye ne oluyor ki, yemek yemekte
ve pazarlarda dolaşmaktadır? Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı
olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi? Ya da kendisine bir
hazinenin bırakılması veya (ürünlerinden) yemekte olduğu bir bahçesi
olması (gerekmez miydi)?" Zulmedenler dedi ki: "Siz olsa olsa,
ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz." Bir bak; senin için nasıl
örnekler verdiler de böylece saptılar. Artık onlar hiçbir yol
bulamazlar. (Furkan Suresi, 7-9)
Ayetlerde de buyrulduğu gibi, öne sürdükleri örnekler, bu kişilerin
doğru yoldan sapmalarına neden olmaktadır. Benzer ahlaka ve mantık
örgüsüne sahip olan kişiler, Hz. İsa ikinci kez yeryüzüne geldiğinde
de aynı bahanelerle peygambere uymaktan ve ona destek olmaktan kaçınacak
olabilirler. Bu kişilerin, söz konusu çarpık mantıkları öne sürerek
yapacakları propagandalar, Hz. İsa'nın pek çok insan tarafından
da tanınmasına engel olacak olabilir. Hristiyanlığın sapkın inanışlarını
muhafaza etmek isteyen çevrelerin de desteğiyle bu kişiler, Hz.
İsa geldiğinde insanları ona uymaktan alıkoyabilmek için faaliyet
yürütecek olabilirler. Çeşitli yalanlarla ve batıl telkinlerle insanları
Hz. İsa'dan uzaklaştırmaya çalışabilirler. Kuran'da;
Dediler ki: "Bizden biri olan bir beşere mi uyacağız?
Bu durumda gerçekten biz bir sapıklık (delalet) ve çılgınlık içinde
kalmış oluruz." (Kamer Suresi, 24)
"Eğer sizin benzeriniz olan bir beşere boyun
eğecek olursanız, andolsun, siz gerçekten hüsrana uğrayanlar olursunuz."
(Müminun Suresi, 34)
ayetlerinde bildirilen ifadelere benzer yalanlarla insanları aldatmaya
çalışabilirler. Ancak müminler, "Meryem oğlu Mesih, yalnızca
bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçti. Onun annesi dosdoğrudur,
ikisi de yemek yerlerdi. Bir bak, onlara ayetleri nasıl açıklıyoruz?..."
(Maide Suresi, 75) ayetinde haber verildiği gibi, Hz. İsa'nın yalnızca
Allah'ın bir elçisi olduğunu, ancak Allah Katında çok mübarek bir
insan olduğunu bilirler. Hz. İsa, Allah'ın takdir ettiği vakitte
yeniden dünyaya geldiğinde de bu bilinçle, Hz. İsa'ya gönülden bir
sevgi ve saygıyla bağlanır ve ona en güzel şekilde destek olurlar.
Hz. İsa'nın Öldüğü Yanılgısını
Öne Sürenlerin Propagandaları,
Hz. İsa'nın Tanınmamasına Neden Olacaktır
Hz. İsa'nın yeniden yeryüzüne geleceği dönemde bazı insanların, Hz. İsa'nın öldüğü ve ikinci kez gelmeyeceği yanılgılarını sürekli gündemde tutmaları da, Hz. İsa'nın tanınmasını engelleyecek nedenlerden biri olabilir. Oysa Kuran'da Hz. İsa'nın ölmediği ve öldürülmediği açıkça bildirilmiştir. Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde de Hz. İsa'nın ikinci kez yeryüzüne geleceği pek çok detayıyla müjdelenmiştir. Ayrıca Kuran'da Hz. İsa'nın yeniden dünyaya geleceğine işaret eden birçok ayet bulunmaktadır.
Tüm bu gerçeklere rağmen bazı kimseler, konu hakkında yeterince bilgi sahibi olmadıklarından ya da bazı ön yargıları nedeniyle Hz. İsa'nın öldüğü yanılgısını öne sürmekte ve yeniden dünyaya gelmeyeceğini iddia etmektedirler. Bu yanılgıya kapılmış olanların propagandaları, insanların büyük kısmını etkisi altına alıp onların da aynı aldanışla hareket etmelerine neden olabilir. Bu koşullar altında, Hz. İsa ikinci kez yeryüzüne geldiğinde pek çok insan Hz. İsa'yı tanıyamayacak olabilir.

16 Tirmizi, Fiten: 43; Ebu Davud, Melahim:
16
17 Mektubat, s. 6
18 Şualar, s. 463
19 Şualar, s. 587
20 Şualar, s. 467
21 Şualar, s. 587
22 Hakim-i Tırmızi, Nevadirü’l Usul, 2/92 |
|
|